Milli Görüş Hareketi, İslamcı Bir Hareket midir?

Paylaş:

“İslamcılık da Milliyetçilik, Osmanlıcılık, Muhafazakarlık gibi modern bir akımdır. Milli Görüş Hareketi de Türkiye’deki önemli modern hareketlerden biridir.”

Birçok akademik çalışmanın Milli Görüş Hareketi’ni İslamcı bir hareket olarak kabul etmesine [1] rağmen bu duruma eleştiri getiren [2] farklı çalışmalar da bulunmaktadır. Hareketin birçok mensubu da Hareketi İslamcı bir yapı olarak nitelendirmez. Ancak Hareket, İslamcılık üzerine yazılan birçok eserde konu edilir ve Türkiye’deki önemli İslamcı akımlardan biri olarak değerlendirilir. Bu yazıda İslamcılık ile ilgili genel tartışmalara değinildikten sonra Hareketin İslamcı bir hareket olup olmadığı incelenecektir.

İslamcılık, modernleşme dönemiyle birlikte ortaya çıkan bir İslami akımdır. İslamcılığın ortaya çıkmasında Osmanlı Devleti ile birlikte İslam dünyasında yaşanan inhitatın ve bunun sonucu olarak Müslüman nüfusunun büyük çoğunluğunun başta İngiltere olmak üzere sömürgeci devletlerin (Düvel-i Mu’azzama) egemenliği altına girmesinin önemli düzeyde etkisi bulunmaktadır.

İslamcılığın ne zaman ortaya çıktığı ile ilgili farklı tartışmalar söz konusudur. Ancak bu akımın en temelde İttihad-ı İslam (İslam Birliği, Panislamizm) ve İslam Dünyası fikirlerinin ortaya çıkışıyla doğrudan bir bağı bulunmaktadır. Bu nedenle İslamcılık en temelde bir ümmet anlayışını ihtiva eder.

İsmail Kara, İslamcılığı şu şekilde tanımlamıştır: “İslâmcılık, 19-20. yüzyılda İslâm’ı bir bütün olarak (inanç, ibadet, ahlâk, felsefe, siyaset, hukuk, eğitim…) yeniden hayata hâkim kılmak ve akılcı bir metodla Müslümanları, İslâm dünyasını batı sömürüsünden, zalim ve müstebit yöneticilerden, esaretten, taklitten, hurafelerden kurtarmak; medenileştirmek, birleştirmek ve kalkındırmak uğruna yapılan aktivist ve eklektik yönleri baskın siyasî, fikrî ve ilmî çalışmaların, arayışların bütününü ihtiva eden bir düşünce ve harekettir”. [3] Şinasi Gündüz de İslamcılığın siyasal, ekonomik, askeri ve kültürel yönden Batı egemenliğine meydan okumayı içerdiğini belirtir. [4] Türkiye’deki İslamcıların en temel özelliklerinden biri ise dinî-dünyevî ayrımını reddetmesidir. Bu anlamda Türkiye’de İslamcılığı siyasi alanda temsil eden oluşumların en büyük itirazları laiklik kavramına yönelik oldu. Resmi ideoloji ile mücadeleleri laiklik kavramı çerçevesinde şekillendi. [5]

İslamcılık alanında yapılan söz konusu tartışmalara bakıldığında bazı ana temalar ortaya çıkmaktadır. Bunlar: (i) İslam’ın referans alınması, (ii) Batı’nın sömürgeci eylemlerine karşı çıkılması, (iii) modern bir hareket olması, (iv) İslam birliği düşüncesine sahip olması, (v) dinî-dünyevî ayrımına karşı çıkılması ve (vi) toplumu dönüştürme amacına sahip olması.

Milli Görüş Hareketi’nin İslamcı bir hareket olup olmadığı söz konusu temalar kapsamında ele alınacaktır.

1- İslam’ı Referans Alması

İslamcılık akımının en temel özelliği kendine İslam dinini referans almasıdır. İslamcılık akımının başında yer alan “İslam” ile hem Müslümanların aidiyetlerini ve mensubiyetlerini hem de İslamiyet’ten hareketle ortaya koydukları fikri ve siyasi hasılanın toplamı kastedilmektedir. [6] Bu anlamda Milli Görüş Hareketi’nin söylemleri incelendiğinde vizyon ve misyonunu İslam dininden hareketle şekillendirdiği söylenebilir.

Milli Görüş Hareketi, 1969 yılında siyasi arenaya çıkarken Erbakan, ilk olarak İslam esaslarına dayalı bir partiyi kurmayı amaçladı. Ancak Anayasanın 163. maddesinin siyasi partiler için dinî söylemlerin yasaklanması şeklinde yorumlanması nedeni ile böyle bir parti kurulamadı.[7] Bu nedenle hareket mensupları mevcut yasalara uygun bir parti kurdular.

Hareket, Milli Görüş ismini tercih ederken dahi Kur’an-ı Kerim’den hareketle “Milli” kavramını anlamlandırarak dini kasteder. Erbakan’ın 1975 yılında Dergâh Yayınları’ndan neşredilen “Millî Görüş” isimli kitabı incelendiğinde kendisinin eğitimden sanayiye, ekonomiden aile ve kadın politikalarına kadar birçok alanda İslâm’ın esaslarını referans aldığı görülmektedir.

Hareket, kendini tarihsel olarak konumlandırırken başlangıç noktası olarak Hz. Âdem’i seçti. Hz. Âdem’in çocukları arasında yaşanan Hak-Batıl mücadelesinin bir örneğini kendilerinin yaptıklarını iddia etti. Ona göre Hak safında peygamberler ve onların öğretilerini insanlara tebliğ eden kişiler yer alırken Batıl safında söz konusu öğretilerin yayılmasını engelleyen ve inananlara karşı sürekli mücadele edenler oluşturmaktadır. Erbakan, tüm insanlık tarihinin bu mücadeleden ibaret olduğunu ifade etmekle birlikte Milli Görüş Hareketi’nin insanları tevhid ve adalete davet ederek Hak safında yer aldığını belirtti. [8] Kısacası Hareket, hayatın merkezine mücadeleyi yerleştirdi.

İyi ve kötü, güzel ve çirkin, doğru ve yanlış, adalet ve zulüm arasında sürekli bir mücadele söz konusudur. Bunlardan her biri egemen olmak ve diğerini tahakküm altına almak ister. İki zıt kutbun da dünyayı şekillendirme çabası vardır. Erbakan da yazdığı “Gençliğe Hitabe”nin başlangıcında hayatın doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, faydalı ile zararlının, adaletle zulmün mücadelesinden ibaret olduğunu belirtti. [9] Hareket, insanlık tarihi açısından iyinin, güzelin, doğrunun ve adaletin hâkim olması vazifesini üstlendi. Söz konusu mücadelenin gençlerin ve gelecek neslin zihinlerine nakşedilmesi ile hareket mensuplarının hem canlı (heyecanlı) olmaları hem de kendilerini konumlandıracakları tarihi gelenek ile irtibatları sağlanacaktır. Bu anlamda Milli Görüş Hareketi, dünya ve kendi tarihinin başlangıç noktası olarak İslâm tarihinin başlangıç noktasını seçti. Çünkü Müslümanlar açısından insanlık tarihi Hz. Âdem ve Hz. Havva ile birlikte başlar. Bu da Hareketin kendini İslam dininden hareketle konumlandırdığını göstermektedir.

Bununla birlikte Hareketin ders kitapları niteliğine sahip Şuur Dersleri ve Asr-ı Saadet isimli eserler, mensuplarının ana kaynaklara (Kur’an-ı Kerim, Sünnet, vs.) dönüşü öncelediklerini göstermektedir. Böylece Hareket, toplumu dönüştürme çabasını ana kaynakları merkeze alarak sürdürür.

2- Batı’nın Sömürgeci Eylemlerine Karşı Çıkması

İslamcılığın ortaya çıkmasında önemli diğer bir etken ise Batı’nın sömürgeci tutumudur. 1798’de Napolyon’un Mısır’ı işgali, 1852 yılında Hint alt kıtasının İngilizlerin egemenliği altına girmesi, Kuzey Afrika’nın Fransa ve İtalya tarafından işgali ve akabinde Birinci Dünya Savaşı ile birlikte birçok Müslüman coğrafyanın Kuzey Batı ülkeleri tarafından sömürülmesine İslamcılık akımı karşı çıktı. Sömürge yönetimleri altında veya Müslüman kimliği doğrultusunda yaşama güçlüğü çeken Müslümanlar, kendi hüviyetlerine sahip olmayı ve sömürülmeye karşı çıkmayı amaç edindiler. [10] Bu anlamda İslamcılık Batı sömürgeciliğine karşı İslam Birliği’ni savunur. Milli Görüş Hareketi’nin Ortak Pazar ve Avrupa Birliği’ne yönelik getirdiği eleştiriler İslamcılık düşüncesiyle paralellik arz etmektedir.

Erbakan en temelde Milli Görüş Hareketi’ni Ortak Pazar yani Avrupa Birliği’nin karşısında konumlandırır. Çünkü kendisine göre İslam dünyasında yaşanan birçok sorunun kaynağında Avrupa Birliği ülkeleri ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bulunmaktadır. Harekete göre Batı, sömürü düzenini devam ettirmek için İslam ülkelerinin gelişmesini engellemektedir. Bu nedenle hareket MNP’den itibaren sömürü düzenine karşı çıktığını belirtmektedir.

Temel Karamollaoğlu, haberleşme, nakliyat ve para transferlerinin yaygınlaşması sonucunda sömürgeci devletlerin güçlendiğini belirtir. Bu nedenle sömürücü devletlerin etkisini ortadan kaldıracak yeni bir düzene ihtiyaç duyulduğunu vurgular.[11] Oğuzhan Asiltürk, “Irkçı Emperyalizm”in İslam coğrafyasını yıllardır sömürdüğünü ve 1990’lı yıllardan itibaren yeni bir Haçlı seferine giriştiklerini belirtir. Bu durumu engellemenin yolunun “adil bir düzen” kurmaktan geçtiğini dile getirir. [12]

Bununla birlikte Hareket, AB’yi bir Hristiyan Birliği olarak tanımlar. Buradan hareketle Türkiye’nin AB’ye girme çabalarını Hareketin mensupları eleştirir. Recai Kutan eleştirilerini şu şekilde dile getirir: “Türkiye’nin AB üyesi olarak batı ile birlikte yaşayamayacağı her geçen gün daha da belirgin hale geldi. AB’nin peşine takılıp gitmektense, İslam dünyasının başına geçip yeniden doğmak, yeni adil bir düzene sahip dünyanın kurucusu olmak bizim için daha onurlu bir davranış olacaktır.” [13] Yine Temel Karamollaoğlu, 2017 yılında Avrupa Birliği Bakanlığı’nın isminin “Avrupa Birliği’nden Çıkış Bakanlığı” olarak değiştirilmesi teklifinde bulunur.[14]

Hareket, Batı’nın sömürgeci emellerinin sekteye uğraması için kuruluşundan itibaren İslam Birliği’ni çözüm olarak sunar.

3- Modern Bir Hareket Olması

İslamcılık, Batı’nın sömürgeci faaliyetleri ile eş bir zamanda oluşan akımlardan biridir. Bu anlamda İslam dünyasında modernleşme sürecinin bir ürünü olarak ortaya çıktı. İslamcılık da Milliyetçilik, Osmanlıcılık, Muhafazakarlık gibi modern bir akımdır. Milli Görüş Hareketi de Türkiye’deki önemli modern hareketlerden biridir.

Milli Görüş Hareketi’nin karizmatik lideri Erbakan mühendislik alanında önemli başarılar elde eden ve Türkiye’nin ilk yerli motoru olan Gümüş Motor’u üreten fabrikanın müdürüdür. Erbakan, Türkiye’nin yerli otomobil üretebileceğine dair basına demeçler veren biridir. Hareketin siyasi arenada ortaya çıkması ile birlikte salt Müslümanların haklarına dair taleplerde bulunmaz. Maneviyata yaptığı vurguların yanında maddi kalkınmaya da önem verdi. Bu nedenle 1970-1980 yılları arasında toplamda 3,5 yıl koalisyon ortağı olmasına rağmen 200 fabrikanın temelini atması ve bunların 70 tanesi faaliyete geçirmesi Hareketin modern yönüne işaret eder. Hareket bu dönem siyasi arenada “fabrika yapan fabrika” sloganını ön plana çıkardı. [15]

Hareket, Refah Partisi döneminde kadın kollarının aktif bir şekilde siyasi arenada çalışmalar yapmasını sağladı. Hareket, aile kurumundaki görevlerini bir kenara bırakmadan kadının kamusal alanda görevler üstlenmesini sağladı. Bu anlamda Hareket, kadına kamusal alanda yer açılması konusunda adımlar attı. Erbakan, 1967 yılında verdiği “Doğu’da, Batı’da ve İslam’da Kadın” başlıklı konferansta kadının çalışma alanlarına öğretmenlik ve doktorluğu misal olarak verdi. 1975 yılında yayınlanan Milli Görüş kitabında da kadının çalışma hayatına yer verdikten sonra ailedeki konumu ve görevlerini görmezlikten gelinmesine de itiraz etti.

Hareket, D-8’i İslam Birliğinin nüvesi olarak kurdu ve D-8 örgütünün yapısını modern uluslararası örgütlerden esinlenerek oluşturdu. Bu anlamda İslam ülkelerini tek bayrak çatısı altında toplamaktan ziyade ülkelerin birbirleriyle olan iş birliğini artıracak bir organizasyon şemasını baz aldı.

Milli Görüş Hareketi, Türk siyasi tarihi içerisindeki mücadelesini demokratik yollarla sürdürdü. Gerek siyasi partilerinin gerekse de MİLKO’ların demokratik düzen dışında farklı bir mücadele yöntemi seçmesine alan tanımadı. Özellikle Hareket mensuplarının şiddete başvurmasına izin vermedi. Sisteme karşı mücadele yöntemini yine sistem içi bir yolla gerçekleştirmeye çalıştı. Bu anlamda modern döneme ait mücadele yöntemi seçti.

4- İslam Birliği Düşüncesine Sahip Olması

İslamcılık akımının İttihad-ı İslam projesiyle doğrudan ilişkisi bulunmaktadır. Bu anlamda İslamcılık akımı altında değerlendirilen Bediüzzaman’dan Mehmet Akif Ersoy’a kadar birçok kişi İttihad-ı İslam fikrini savunur. Özellikle halifeliğin kaldırılması sonucunda Müslümanlar siyasal bir inisiyatif merkezinden yoksun hale geldiler. Böylece Müslümanlar ilk defa “kendilerini temsil edebilecek, İslâm’ın dünya ile ilgili ideallerini ve planlarını yürürlüğe sokmayı, İslâm şeriatını uygulamayı, İslâm adına bir siyasal varlık göstermeyi vazife edinen bir siyasal odaktan” mahrum kaldılar. [16] Milli Görüş Hareketi, ortaya çıkan odak boşluğunu doldurmak ve Müslüman ülkelerinin sömürülmesini engellemek amacıyla kuruluşundan itibaren İslam Birliği fikrini sürekli gündemde tuttu.

Hareket, 1974 yılında CHP ile kurduğu koalisyon sonucunda Türkiye’nin bugün adı İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olan İslam Konferansı Örgütü’ne (İKÖ) daha faal bir şekilde katılmasını sağlamak amacıyla adımlar attı. Ayrıca İslam ülkeleriyle olan iş birliklerini artırmaya yönelik çalışmalar yürüttü. Harekete göre öncelikle İslam ülkelerinin Batı’nın müdahalesi olmadan sorunları kendi içlerinde çözmelerini sağlamaya çalışması gerekmektedir. Bu duruma Erbakan’ın Körfez Savaşı sırasında ABD’nin müdahalesini engellemek amacıyla Bağdat, Mekke, Amman ve Trablus’ta İslam ülkelerinin dışişleri bakanlarıyla yaptığı toplantılar örnek verilebilir. [17]

Erbakan, 1977 yılında başbakan yardımcısı olarak Pakistan’a bir ziyaret düzenledi. Burada İslam ülkelerinin kendi aralarındaki iş birliğini arttırmaları, İslam Birleşmiş Milletleri ve İslam NATO’sunu kurmaları gerektiğini ifade etti. [18] Erbakan bunlara ek olarak ortak İslam Ordusu’nun kurulmasını ve İslam Ortak Para Birimi’ne geçmeyi de savundu.

1996 yılında Başbakan olan Erbakan, 1997 yılında bazı Müslüman ülkelere birtakım geziler düzenledi. Söz konusu geziler sonucunda ilk başta İslâm-8 adını koymayı düşündüğü ama Mısır’ın itirazları üzerine Developing Eight Countries (D-8) ismini verdiği bir örgütü kurdu. [19] Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya’nın üye olduğu D-8, İslam Birliği’nin bir nüvesini teşkil eder. Böylece 1970’li yıllardan beri Erbakan’ın dillendirdiği İslam Birliği ile ilgili fiili bir adım Hareket tarafından atıldı.

5- Dinî-Dünyevî Ayrımına Karşı Çıkması

Bir kısım İslamcıların “Hakimiyet Allah’ındır”, “Çözüm İslam’dadır”, “Tek yol İslâm” şeklinde dile getirdiği sloganlar ve İslâm şeriatının uygulanmasına dair talepleri dinî-dünyevî ayrımına karşı çıktıklarını gösterir. Özellikle Türkiye’de dayatmacı laikliğin uygulanması sonucunda Müslümanlar birçok problemle karşı karşıya kaldı. Ezanın Türkçeleştirilmesi, dini eğitimin yasaklanması, tekke ve zaviyeleri kapatmaları ve en önemlisi MNP kapatma davasında da görüldüğü gibi dinî söylemlerin laikliğe aykırı bulunması, söz konusu ilkeye tepkilerin artmasına neden oldu. İslâm’da her sorunun çözümü olduğuna dair birçok metin kaleme alınarak laikliğe karşı dolaylı yoldan tepki gösterildi. Necip Fazıl Kısakürek şunları dile getirir: “İslâm inkılabının bugünkü̈ içtimaî mezhepler karşısında vazifesi, liberal ve kapitaliste “gel de, fertteki mülkiyet ve hürriyet hakkının maddî ve mânevî tam hakikat ve kefaletini İslâmîyette gör!”, sosyalist ve komüniste “gel de, fert hakkına ve her fertte değişik keyfiyet payına el sürmeden iş gören içtimaî ve iktisadî tesviye ve teavün âmilini ve sermaye tahakkümüne karşı zabıta faktörünü̈ İslâmiyette bul!”; faşist ve naziye “gel de, şahsî hürriyetleri nefsanî müdahalelerle incitmeden bütün şahısları ister gönüllerinden ve ister cisimlerinden kavrayıcı hak ve hakikatin nizam ve saltanatını İslâmiyette seyret!” demekten ve İslâmîyet, topyekûn zaman ve mekân boyunca her şeyi, her hamleyi, oluşu ve her hakikati kuşatıcı ve toplayıcı bilmek ve bildirmekten ibarettir.” [20]

Milli Görüş Hareketi’nin dört partisi laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelmesi nedeniyle kapatıldı. Bu nedenle Hareket sürekli olarak laiklikle karşı karşıya geldi. Hareket, ilk olarak resmi ideolojinin uyguladığı laiklik uygulamalarını eleştirir. Özellikle laikliğin din düşmanlığı şeklinde yorumlanmasına itiraz eder. Resmi ideolojinin tanımladığı laikliği “laikçilik ve jakoben laiklik” olarak adlandırır.

Hareket, ilk günden itibaren dinin daraltılmaya çalışılan kamusal alandaki etkinliğini engellemeye çalışır. Akabinde dini kamusallaştırma çabaları sergiler. Özellikle Müslümanların taleplerini mecliste dillendirmesi ve İslamiyet’ten hareketle sorunlara çözüm üretemeye çalışması bu durumun önemli tezahürleridir. Ayrıca cihad vurgusu, imam hatip okullarının ve Diyanet İşleri Başkanlığı’ndaki imam sayısını artırmaya yönelik teşebbüsleri, dini kıyafetlere özgürlük tanınması talebi, İslam dininin vicdanlara hapsedilmesine yönelik eylemleri eleştirmesinin temelinde resmi laiklik anlayışını aşındırma çabaları yatmaktadır.

Erbakan, dine dayalı bir devlet yönetim şekline karşı çıkmaz. Özellikle 1969-1980 yılları arasında bu konudaki fikirlerini açıkça dile getirmekten çekinmez. Bu anlamda Hareketin önde gelenlerinin birçoğu bu konuda Erbakan ile aynı görüşe sahiptir. Fazilet Partisi dönemiyle birlikte bu düşüncelerini laiklik yerine İngiliz sekülerizmi destekleyerek dile getirir. Çünkü Büyük Britanya’da Kral/Kraliçe hem devleti hem de dini temsil eder ve bu durum sekülerizm kavramıyla açıklanır. Bu anlamda Hareketin laiklikle ilgili söylemleri incelendiğinde bu konudaki politikası pozitif tarafsızlık kavramıyla açıklanabilir. Çünkü Hareket İslam dinini kendine merkez almakla birlikte diğer din ve ideolojilerin varlığını ortadan kaldırmaya yönelik herhangi bir teşebbüsü desteklemez. [21]

6- Toplumu Dönüştürme Amacına Sahip Olması

İslamcılık fikrinin en önemli özelliklerinden biri toplumu değiştirme amacına sahip olmasıdır. Mısır’daki İhvân-ı Müslimin ve Pakistan’daki Cemaat-i İslam gibi örgütlerde bu durum açık bir şekilde görünmektedir. İslamcılık akımı, toplumda İslam dininin yayılması ve bu doğrultuda toplumun dönüştürülmesini hedefler.

Milli Görüş Hareketi, salt siyasi partilerden oluşan bir hareket değildir. Hareket, Milli Görüş Kuruluşları (MİLKO) olarak isimlendirilen sivil toplum kuruluşlarına da sahiptir. Böylece siyasi partilerle toplumu yukarıdan aşağıya doğru dönüştürmeyi amaçlayan Hareket, MİLKO’lar aracılığıyla da aşağıdan yukarıya doğru bir dönüşümü amaçlar.

Erbakan, katıldığı bir Demokrasi Kurultayı’nda her inancın hür bir şekilde dile getirilme, onu yayma ve bu amaçla örgütlenme hakkına sahip olduğunu belirtir. [22] Bu anlamda Hareket, İslam dinini tebliğ görevini üstlenen cemaat ve sivil toplum kuruluşlarına müdahale edilmesine karşı çıkar. Siyaseti “Allah rızası için” yaptığını söyleyen Erbakan’a göre 1975 yılında kurulan Akıncılar Derneği’nin de asıl amacı İslam dininin tebliğ edilmesidir. Bu anlamda MİLKO’lar hem kendi alanlarında çalışmalar yapan hem de hitap ettikleri kitleyi İslam dini esaslarına göre dönüştürmeyi amaçlarlar. Ancak Hareket bireysel bir tebliğ metodundan ziyade teşkilatlanma yoluyla tebliği gerçekleştirmeye çalışır. Hareket, sivil toplum kuruluşları gibi modern örgütler aracılığıyla toplumu dönüştürmeyi amaç edinir.

Sonuç Yerine

İslamcılık tartışmaları incelendiğinde bu konuyla ilgili altı özellik veya amaç göze çarpmaktadır. Bunlar: (i) İslam’ın referans alınması, (ii) Batı’nın sömürgeci eylemlerine karşı çıkılması, (iii) modern bir hareket olması, (iv) İslam birliği düşüncesine sahip olması, (v) dinî-dünyevî ayrımına karşı çıkılması ve (vi) toplumu dönüştürme amacına sahip olması.

Milli Görüş Hareketi’nin söz konusu altı özellik ve amacı benimsediği fark edilmektedir. Bu nedenle birçok eserde İslamcılık akımının altında incelenmektedir. Hareketin siyasi partileri ve kurduğu MİLKO’lar değerlendirildiğinde söz konusu özellik ve amaçları paylaştığı görülmektedir. Böylece başlıktaki soruya dönecek olursak Milli Görüş Hareketi’nin İslamcı bir hareket olduğu söylenebilir.

Not: Metni okuyup değerli yorumlarını esirgemeyen Mehmet Yaroğlu, Mustafa Özdemir ve Ahmed Cenan Köksal’a teşekkür ederim.


[1] Bkz. Ed. İsmail Kara ve Asım Öz, Türkiye’de İslâmcılık Düşüncesi ve Hareketi Sempozyum Tebliğleri, Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul, 2013; Ed. Yasin Aktay, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: İslamcılık, İletişim yayınları, İstanbul, 2005; Hulusi Şentürk, İslamcılık: Türkiye’de İslami Oluşumlar Ansiklopedisi, Çıra Yayınları, İstanbul, 2019.

[2] Bkz. Işıl Arpacı, Türk Siyasal Yaşamına Etkileri Bakımından İslamcılık ve Necmettin Erbakan, İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Malatya, 2012.

[3] İsmail Kara, Türkiye’de İslamcılık, Yeni şafak Kitaplığı, İstanbul, 1995, s. 9.

[4] Şinasi Gündüz, Siyasal İslam Söyleminin İdeolojik Arka Planı, Erişim adresi: https://www.indyturk.com/node/354241/turkiyeden-sesler/siyasal-islam-soyleminin-ideolojik-arka-plani, Erişim Tarihi: 08/03/2022.

[5] Ahmet Çiğdem, “İslâmcılık ve Türkiye Üzerine Bazı Notlar”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: İslamcılık içinde, Ed. Yasin Aktay, İletişim yayınları, İstanbul, 2005, s. 26.

[6] Ali Bulaç, “İslâm’ın Üç Siyaset Tarzı veya İslâmcıların Üç Nesli”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: İslamcılık içinde, Ed. Yasin Aktay, İletişim yayınları, İstanbul, 2005, s. 50.

[7] Milli Nizam Partisi’nin (MNP) kapatılma davası incelendiğinde bu durum daha anlaşılır hale gelmektedir. Partinin kapatılma davasında MNP’nin asıl kurucuları olarak Fatih Sultan Mehmed, Yıldırım Beyazıt, Sultan Murad, Sultan Melikşah, Ulubatlı Hasan, Orhan Gazi, Nizamülmülk, Akşamseddin, Yavuz sultan Selim, Kılıçaslan, Alp Arslan, Gelenbevî ve Sultan Abdulhamid gibi Osmanlı ve Selçuklu sultanlarının, askerlerinin ve ulemasının gösterilmesi; Erbakan’ın konuşmalarına “Es-selamünaleyküm Müslüman Kardeşlerim” şeklinde başlaması gibi iddialar yer aldı, Resmî Gazete, Anayasa Mahkemesi Kararları, 14 Ocak 1972, S. 14072, s. 2-5.

[8] Lütfi Sunar, Abdülkadir Macit, “Necmettin Erbakan”, İslam Düşünce Atlası, Erişim adresi: https://www.islamdusunceatlasi.org, Erişim Tarihi: 12/06/2019.

[9] Necmettin Erbakan, “Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Gençliğe Hitabı”, Anadolu Gençlik Dergisi, S. 100, Mayıs 2008, s. 4-5.

[10] Mehmet Ali Büyükkara, Çağdaş İslâmî Akımlar, Klasik Yayınları, İstanbul, 2016, s. 25.

[11] Temel Karamollaoğlu, “Milli Görüş, Türkiye Siyasetine Olağanüstü Bir Dinamizm Kazandırdı”, Anadolu Gençlik Dergisi, S. 266, Mart 2022, s. 4-9.

[12] Oğuzhan Asiltürk, Hakka Sahip Çıkmak, MGV Yayınları, Ankara, 2021, s. 14-17.

[13] Hürriyet, “Papa Gelmesin Mitingi”, Erişim adresi: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/papa-gelmesin-mitingi-5507678, Erişim Tarihi: 22/05/2019.

[14] Sözcü, “SP Genel Başkanı Karamollaoğlu : AB Bakanlığı ‘AB’den Çıkış Bakanlığı’ Olarak Değiştirilsin”, Erişim adresi: https://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/son-dakika-haberi/sp-genel-baskani-karamollaoglu-ab-bakanligi-abden-cikis-bakanligi-olarak-degistirilsin-1776484/, Erişim tarihi: 12/03/2022.

[15] Hüseyin Arslan, Milli Görüş Hareketi, İlem Yayınları, İstanbul, 2021, s. 66.

[16] Yasin Aktay, “Halife Sonrası Şartlarda İslâmcılığın Öz-Diyar Algısı”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: İslamcılık içinde, Ed. Yasin Aktay, İletişim yayınları, İstanbul, 2005, s. 69.

[17] Necmettin Erbakan, Davam, Milli Gazete Ankara Kitap Kulübü, Anlara, 2013, s. 120-122.

[18] Tahsin Hazırbulan, “Erbakan’ın Yeni Bir Dünya Fikri ve “Müslüman Topluluklar Birliği”. Doğumunun 90. Yılında Erbakan Sempozyumu içinde, Ed. Mahmut Hakkı Akın, Necmettin Erbakan Üniversitesi Kültür Yayınları, Konya, 2017, s. 264.

[19] Bülent Alan, D-8: Yeni Bir Dünya, İstanbul, Yörünge Yayınları, t.y. , s. 387.

[20] Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 2015, s. 112.

[21] Bkz. Hüseyin Arslan, Milli Görüş Hareketi’nin Laiklik Anlayışı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2019.

[22] Necmettin Erbakan, Erbakan Demokrasi Kurultayı, Erişim adresi: https://www.youtube.com/watch?v=TPeCR-gY07s, Erişim tarihi: 19/05/2019.

Daha fazla göster

1 Comment

  • ömer
    ömer

    Yazı için teşekkürler, çok bilgilendirici ve akıcı bir okumaydı.

    Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir