Soğuk Savaş Sonrası Neorealizm

Paylaş:

Klasik realizmin hakimiyetinin sürdüğü Soğuk Savaş döneminde, Kenneth Waltz’ın neorealizmi uluslararası ilişkiler disiplinine getirilmiş en büyük yenilik idi. Klasik realizmin insan doğasına ilişkin varsayımını ve bu varsayımlarla uluslararası ilişkileri analiz etmeyi indirgemecilik olarak adlandıran neorealizm, kendini yapısalcı bir uluslararası ilişkiler anlayışı olarak sunmuştur. Klasik realizmin ‘devlet merkezciliği’, ‘anarşi’, ‘güç’ ve benzeri kavramlarını kabul ve devam ettirmekle birlikte, onu Waltz’ın ifadesiyle ’sistemik’ bir teori haline dönüştürmüştür. Klasik realizmi, insan tabiatına dayanan a priori varsayımlar kullandığı için eleştirmiştir.
1979’da sistemli bir şekilde Waltz tarafından ortaya atılan neorealizm, getirdiği farklı teori inşa etme anlayışına rağmen, klasik realizmden tamamıyla bir dönüş değil, aksine onun bir devamı niteliğindedir. Bu benzerliğinden dolayı, bilim adamlarının ve pratikteki uygulayıcısı olan devlet adamlarının çoğunu taraftar kitlesine katmaya muvaffak olmuştur. Soğuk Savaş dönemindeki olaylar, neorealist bir perspektiften değerlendirildi ve uygulamada neorealist sonuçlardan kalkarak harekete geçildi. Soğuk Savaşın özellikle son on yılına hakim olan neorealizm, devletlerin, uluslararası ilişkilerdeki genel seyri anlamasında ve uygulamalarındaki temel yaklaşım haline geldi.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir