Son Dönem Osmanlısında Kadılık Kurumu

Paylaş:

TTürkiye Araştırmaları Merkezi, periyodik olarak düzenlediği Tez-Makale sunumlarının 35. oturumunda Chiba Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Jun Akiba’yı ağırladı. Akiba, konuşmasının başında kadılık kavramına ilişkin bazı hatırlatmalarda bulunarak, kadılık kavramının 1871’den 1913 tarihine kadar bazı istisnaların dışında şer’î mahkemelerde hâkimlik yapan kişiler için resmî unvan olarak kullanılmadığını bunun yerine nâib kavramının ihdas edildiğini özellikle belirtti. Osmanlı Devleti’nde kadılık kurumunun yeri ve önemine değinen yazar, bu kurumun sadece yargı alanında değil aynı zamanda idari ve mali alanlarda da önemli yetkilerinin bulunduğuna işaret etti. Tanzimat’la birlikte yeni yargı sisteminin bir parçası olarak kurulan nizamiye mahkemeleri, şer’î mahkemelerin yetki ve sorumluluklarını da sınırlandırmış oldu. Bürokraside yapılan yenileşmeye paralel olarak, şer’î hâkimlerin idarî görevlerinde de gözle görülür bir azalma meydana geldi. Jun Akiba tezin yazılış amaçları arasında şunlara yer vermiştir: 19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyılın başlarında şer’î hâkimlik kurumunun hangi evrelerden geçerek yenilendiğini tespit etmek ve bu kurumu, Osmanlı Devleti’nin yeniden yapılanma süreci bağlamında ele alarak analiz etmek. Eserde konu incelenirken şer’î mahkemelerin, devletin bürokrasi sisteminde belirmeye başlayan rasyonel değişime paralel olarak modernleştiği söylemi yerine, kurumun sistemin kendi içinde zuhur eden sorun ve meselelere karşı bir çözüm olarak ortaya çıktığına dikkat çekilmiştir. Bir başka şekilde ifade etmek gerekirse şer’î mahkemeler, Şeyhülislâmlık makamı ile diğer gruplar arasında cereyan eden güç mücadelelerinin bir sonucudur. Bu noktada yazar dinleyenleri tek bir ulema örgüsünün bulunmadığı konusunda düşünmeye davet eden Akiba, ilmiye sınıfına tek bir parçadan oluşan bütünlüklü bir yapıymış gibi yaklaşmaktan kaçınıp, içinde var olan çeşitlilik ve farklılıkları dikkate almak suretiyle meseleyi analiz etmeye çalışmıştır. Tez dört ana bölümden meydana gelmektedir. İlk bölümde şer’î mahkemelerin Tanzimat uygulamaları içinde 1839’dan 1850’lere kadarki gelişimleri konu edinilmiştir. Hususen 1840 tarihli “Talimnâme-i Hükkâm” isimli talimatnameye işaret eden yazar bu talimatname ile şer‘î mahkemelerin yeniden düzenlenmesi, talimatnamenin uygulanışı ve sonuçları hususlarına değinmiştir. Tanzimat uygulamaları arasında en önemli reformlardan birinin iltizam usulünün kaldırılması olduğunu belirten Akiba, şer’î hâkimlik kurumuyla iltizam sistemi arasında pek çok ortak noktanın bulunduğunu ileri sürdü. Tanzimat öncesinde kadılık sistemi içinde kazalara gönderilen hâkimlerin büyük bir kısmının nâiblerden oluştuğu ve nâiblerin atanma biçimlerinin Tanzimat öncesindeki kadılık sisteminin en büyük sorunlarından biri olduğuna değindi. Buna göre, iltizam sistemiyle birçok bakımdan benzerlikler gösteren bu atanma biçimi Tanzimat’la birlikte değiştirilmeye çalışılmıştır. 1840’ta yapılan düzenlemelerle Tanzimat’ın uygulandığı yerlerde, malî alanda yapılan reformlarla beraber nâiblik kurumunun düzenlenmesi meselesi de ele alınmıştır. Bu düzenleme ile beraber nâibler artık doğrudan şeyhülislâm tarafından atanmaya başlamış; öte yandan nâiblerin topladığı harçlar kaldırılarak bu gelirlerin doğrudan devlet hazinesine girmesi sağlanmıştır. Ancak Tanzimat’ın ilk uygulamalarının başarısız olması neticesinde iltizam usulüne geri dönülmüş ve benzer bir süreci kadılık-nâiblik kurumu da yaşamıştır. İkinci bölümün başlığı “Kadılıktan Nâibliğe” ismini taşır. Bu bölümde daha çok nâiblik kurumu ile ilgili iki reform aşamasından bahsedilmiştir. 1855 tarihinde çıkarılan bir nizamname ile (Nüvvab Hakkında Nizamname) naibliğe sınıf sistemi getirilir. Akiba bu nizamname ile yapılan düzenlemeleri çok önemli bulduğunu belirtir. Zira böylece mevcut ilmiye hiyerarşisinden ayrı, diğer bir deyişle kadılık kurumundan bağımsız bir naiblik sisteminin kurulmasına yol açılmıştır. Fakat bu düzenlemeler sadece Tanzimat’ın uygulandığı yerlerde geçerli olmuştur. İmparatorluğun genelinde düzenlemelerin hayata geçirilmesi ancak 1864 tarihli Vilayet Nizamnamesi’yle gerçekleştirilmiştir. 1864’te yapılan düzenlemelerle yargı sisteminde büyük değişiklikler meydana geldiğini görmekteyiz. Bu reformlar nizamiye mahkemelerinin kurumsallaşmasına ve buna paralel olarak şer’î mahkemelerin de yeniden düzenlenmesine imkân sağlamıştır. Ne var ki naiblik kurumunun kadılık kurumundan tamamen bağımsız bir teşekkül haline gelişi 1871’de mümkün olacaktır. Bu tarihten sonradır ki İmparatorluğun bütün şer’îye mahkemelerine hâkimleri (nâib) atama yetkisi sadece Bâb-ı Meşihat’e tahsis edilmiştir. Tezin üçüncü bölümü şer’î hâkimlerin yetiştirildiği kurumun tarihine ayrılmıştır. 1855’te kurulan Muallimhane-i Nüvvâb’ın ismi 1883 tarihinde Mekteb-i Nüvvâb olarak değiştirilir. II. Meşrutiyet döneminde ise ismi Mekteb-i Kuzât (1909) adını alır. Az sonra da, dönemin tartışmalarına uygun olarak Medresetü’l-Kuzât (1913) olarak değiştirilecektir. Yazar, bu durumu dönemin İslâmcılık söylemlerinin bir neticesi olarak değerlendirmektedir. 

Son bölümde de “Naib kim?” sorusuna cevap aranmıştır. Şer’î hâkimlerin özgeçmişlerinin bahsedildiği bölüm şer’îye sicillerine dayanmaktadır. Buna göre hâkimlerin mesleğe giriş şekilleri, memleketleri, babalarının mesleği ve sosyal statüsü gibi mevzular detaylı olarak incelenmektedir.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir