Lübnan İzlenimleri

Paylaş:

1958’deki ve 1975-90 yılları arasındaki iç savaşlarla yıkıma uğrayan Lübnan, 400 yıl süren Osmanlı hâkimiyetinin ardından 1920’de Fransa himayesinde kurulmuş ve 1943’te bağımsızlığını ilan etmiştir. Refik Hariri suikastı ve otuz dört gün süren İsrail saldırılarıyla yeniden gündeme gelen Lübnan, halen -belki de- Ortadoğu’nun dinî açıdan en bölünmüş ve siyasî açıdan en karmaşık ülkesidir.Kor, “İslâm Coğrafyası Serisi” projesi kapsamında 2006 yılında kaleme aldığı Lübnan: İç Savaşların Gölgesinde kitabını güncellemek amacıyla İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı’nın (İHH) organizasyonuyla 13-16 Mart 2009 tarihlerinde Lübnan’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaretinin izlenimlerini ise Küresel Araştırma Merkezi’nin Özel Etkinliği çerçevesinde bir araya gelen konuklarla paylaştı.Lübnan izlenimlerini çarpıcı görsel malzemeler eşliğinde sunan Kor, dört günlük gezinin ilk gününde mülteci kamplarına yaptığı ziyaretlerden edindiği bilgileri ayrıntılarıyla anlattı. Şatilla Kampı’ndaki evlerin dip dibe ve çok katlı olmasının nedenini, 1982-85’teki İsrail saldırıları ve 1985-87’de Şii Emel Hareketi ile yaşanan çatışmalar ile %80’i yıkılan kampın alanının daralmasına rağmen mülteci sayısının sürekli artışına bağladı. Fotoğraflarda, bu çarpık yapılaşmanın, sokakları yan yana iki kişinin dahi geçemeyeceği şekilde daralttığı görülüyordu. Bu sokaklarda inanılması güç bir başka olumsuz durum ise, günün belli saatlerinde verilen elektriğin geçtiği kabloların yerden birkaç metre yüksekte sallanması ve kopan tellerin yağmur yağdığında ölümlere neden olmasıydı.Lübnan hükümetinin hem vatandaşlık, mülkiyet ve miras bırakma haklarını tanımaması hem de çalışma ve eğitim haklarını sınırlandırması Filistinli mültecilerin hayat şartlarını zorlaştırarak Avrupa ve Arap ülkelerine göç etmelerine neden olmaktadır. Kor, güdülen bu siyasetin nüfus dengeleriyle de bağlantılı olduğunu ifade etti: 18 etnik grup ve dinî mezhebin bulunduğu Lübnan’da hükümet, ekseriyeti Sünni olan Filistinlilere insanca yaşayabilecekleri temel hakları vermesi halinde, mevcut demografik ve siyasî dengenin Sünniler lehine bozulacağından endişe duymaktadır.Kamplar hakkında ayrıntılı malumat veren Kor, Beyrut izlenimlerini de aktardı. Karmaşık nüfus yapısı ve dış güçlerin müdahalesi nedeniyle çatışma potansiyeli yüksek bir ülke olan Lübnan’ın başkenti Beyrut, sokaklarında iç savaşa ait kalıntıların hâlâ muhafaza edildiği bir şehirdir. Kor, Hıristiyanlar ile Müslümanların yaşam alanlarını ayıran Doğu-Batı hattına yakın bölgeleri de görseller eşliğinde anlattı; 2005’te katledilen Refik Hariri’nin anıt mezarı, Hariri’nin yaptırdığı Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan cami, bazı Hıristiyan kiliseleri, 1916’da Arap milliyetçilerin asıldığı meydandaki Şehitler Anıtı ve Osmanlı’dan kalma hükümet binası gibi. Ayrıca Lübnan’ın fakir bölgelerinden biri ve çoğunlukla Şiilerin yaşadığı Güney Lübnan bölgesini; 1982’den 2000’e kadar İsrail’le işbirliği halindeki Güney Lübnan Ordusu’nun işkence merkezi olan ve 2006’daki saldırısında bizzat İsrail’in bombalayarak suç delillerini ortadan kaldırmaya çalıştığı Khiam Gözaltı Merkezi’ni; İsrail işgali altında bulunan Şebaa Çiftlikleri ve Golan Tepeleri’ni gösterdi ve Sünni bir bölge olan kuzeydeki Trablus şehri hakkında bilgi verdi. Trablus’taki bazı binalarda hilal sembolü olduğundan ve bu bölgede yer alan Trablus Kalesi, Memlukların inşa ettiği ve minberi Selahaddin Eyyubî’den kalan Taynal Camii gibi bazı tarihî mekânlardan bahsetti. Lübnan Dağları’ndaki kar manzaralarının yanı sıra, Hıristiyanların yoğun yaşadığı kesimlerdeki Hz. İsa heykeli ve Marunî Patrikliği gibi eserleri de gösterdi.Tarihî mekânları, denizi ve adını aldığı karlı dağları sebebiyle Lübnan’ın nüfusunun yarısı kadar turist alan bir bölge olduğu bilgisini veren konuşmacı, dış göçlere neden olan iç savaşları da ayrıntılarıyla ele aldı.Üç kıtaya hâkim olmuş bir devletin mirasçısı olarak, yakın çevremizdeki Bosna, Kosova, Batı Trakya, Azerbaycan, Gürcistan; biraz uzaklardaki Doğu Türkistan, Patani, Afganistan, Keşmir, Lübnan, Mısır, Ürdün gibi ülke ve bölgeler sürekli gündemde olmasına rağmen, bu bölgelere ait ciddi bir çalışmaya sahip olmamak ülkemiz adına büyük bir eksikliktir. “İslâm Coğrafyası Serisi” gibi bu bölgeleri tanıtan çalışmalar ise, önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Bu kapsamda bölgeye giden ve çarpıcı fotoğraflar ve kamera görüntüleri eşliğinde Lübnan’ın çetrefilli tarihini kısa zaman dilimine sığdıran Kor’a teşekkür ederiz.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir