Serbest Pazar Ekonomisi ve Sınırları (The Market Economy and Its Limits)

Paylaş:

Küresel Araştırmalar Merkezi tarafından düzenlenen Özel Etkinlik toplantılarının Temmuz ayı konuğu Pakistan asıllı ekonomi profesörü Asad Zaman’dı. Doktorasını Stanford Üniversitesi’nden aldıktan sonra Pensilyvania, Colombia, John Hopkins gibi dünyanın önde gelen üniversitelerinde hocalık yapan, ayrıca Bilkent Üniversitesi’nde de 6 yıl ders veren Prof. Zaman’ın İslâm iktisadı üzerine çalışmaları bulunuyor.“Serbest Pazar Ekonomisi ve Sınırları” başlıklı sunumunda temel ekonomi kuramları üzerinden İslâm Dünyası ve Batı Medeniyeti arasında bir kıyaslama yapan Zaman, yaşanan Küresel Ekonomik Krizin Avrupa ve Amerika’yı kapsayan ekonomi temelli Batı Medeniyetinin sonunu getirdiğini ileri sürdü. Zaman’a göre, Batı Medeniyeti, dünya tarihindeki on altı büyük medeniyette görülen çöküş belirtilerinin tamamını sergilemektedir. Bu yıkımın ardından diğer medeniyet havzaları, özellikle de İslâm Dünyası yeni dönem için gerekli hazırlığa sahip olmalıdır. Değişen dengelerin bilginin yapısını da değiştireceğine dikkat çeken Zaman, sunumunda şu hususların altın çizdi:Allah Kur’an’da ahsen-i takvim üzerine yarattığı insanın esfel-i sâfilîne dönüşebildiğini söylerken, aslında Müslümanların bunu engellemek için çalışmakla yükümlü olduklarına da işaret etmektedir. Eğer Müslümanlar, Batılıların yaptığı gibi kimya ve fiziği insanlığı iyileştirmeyi amaçlayan diğer bilimlerden üstün tutarlarsa hata yapmış olurlar. Batılılar “İnsanlığı daha iyi nasıl yaşatırım?” sorusunun cevabını araması gereken iktisat bilimini, piyasa değerlerini belirleyen bir sisteme çevirmiştir. Bu bağlamda bugün iki önemli soruya cevap bulmamız gerekiyor: “Batı’nın çöküşü nasıl gerçekleşti?” ve “İslâm Dünyasının nasıl ilerleme kaydedebilir?”Bütün insanî değerleri parasal karşılığı olan iktisadî birimler şeklinde algılayan serbest pazar ekonomisi, kendi çöküşünü hazırlamıştır. Aile kavramından hareket edersek, serbest piyasa ekonomisinin bir sonucu olan “Bir çocuk dünyaya getirmenin maliyeti nedir?” sorusu, toplumun temelinde yer alan aileye yönelik ciddi bir tehdittir. Batı’da ebeveynlerin çocuklara yaptığı yatırımın geri dönüşü olmadığı dikkat alındığından, kâr-zarar ilişkisi çerçevesinde çocuk sahibi olmak bir tür ölü yatırımdır. Dolayısıyla çocuk sahibi olmayı, bir aile kurmayı dolar cinsinden değerlendiren bu sistem ahlâkî değerleri olmayan bir nesil yarattı. 2008 yılında yapılan bir ankette Amerika’da kolej öğrencilerinin %35’i ebeveynlerinden ya da arkadaşlarından hırsızlık yaptıklarını itiraf etmişler; üstelik yaptıklarının yanlış olduğunu düşünmediklerini söylemişlerdir. Ahlâkî değerlerin mali karşılıklarına göre değerlendirildiği bir ortamda büyüyen nesillerin yeni bir medeniyet inşa etmesini bekleyemeyiz. Batı’daki sözkonusu çıkarcı anlayış, şimdilerde bütün dünyayı etkisi altına alan Küresel Ekonomik Krizin de müsebbibidir. İnsanların kâr etmek için güvenilir olmayan kağıtlarla işlem yaptıkları finans piyasasının ekonomik krizle noktalanması kaçınılmazdı.Batı’nın kendi çıkarlarını korumak üzere sistemler ve felsefeler geliştirdiğine dikkat çeken Zaman, yukarıda kısaca özetlenen konuşması esnasında kapitalizmin babası olarak anılan Adam Smith’i de şu hikâye ile eleştirdi:Adam Smith bize balık satılmayan bir şehre balık getirip satan adamın hikâyesini anlatır ve bir yandan adamın kendisi kâr ederken diğer yandan da şehrin insanlarının adamın sayesinde balık yeme imkânına sahip olduklarını, yani herkesin tıpkı balık satan adam gibi bireysel çıkarlarını gözetmesi halinde toplumun da bundan fayda sağlayacağını söyler. Peki adamın sattığı balıklar zehirli sularda büyümüş balıklarsa ne olacak? Zehirli balıkları satan adam kâr etmeye devam edecek, ama -Smith’in iddia ettiği gibi- toplum bundan herhangi bir fayda sağlayamayacaktır. Halbuki balık satan adam bu işi her koşulda kâr etme mantığıyla değil; insanlar balığı 10 dolara değil 5 dolara satın alsınlar düşüncesiyle yapsaydı, toplum bundan bir fayda sağlardı. İslâmî iktisat toplumun çıkarını bireyin çıkarından üstün tuttuğundan ve rekabet yerine işbirliğini önerdiğinden serbest pazar ekonomisine nispetle insanlık için çok daha faydalıdır.Sosyal bilimlere metodolojik yaklaşım bakımından İslâmî metodoloji ile diğer yaklaşımlar arasındaki farklılığa dikkat çeken Zaman, Batı’nın sosyal bilimlerde “bak ve analiz et” şeklinde özetlenebilecek bir metodolojiye sahip olduğunu ve insanları atomhücremetal gibi sınıflandırmalarla özetlemeye çalıştığını ileri sürdü. Zaman, İslâm’ın detaylara nüfuz ettiğini, her zaman için insanların içlerinde potansiyel bir iyi ve kötü olduğunu göz önüne aldığını belirtti. Zaman, İslâmî metodolojinin sonuç değil süreç odaklı bir yaklaşıma sahip olduğunu sözlerine ekledi.Katılımcıların soru ve yorumlarıyla renklenen sunum, serbest pazar ekonomisinin artıları ve eksileri üzerine yapılan bir tartışmayla sona erdi.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir