Bürokrasi ve Kanun: Kanuni’nin Koca Nişancısı Celalzade Mustafa Çelebi (1520-1566)

Paylaş:

“‘Koca Nişancı’ of Kanuni: Celalzade Mustafa Çelebi, Bureaucracy and ‘Kanun’ in the Reign of Suleyman The Magnificent, 1520-1566” başlıklı doktora tezini 2006’da Bilkent Üniversitesi’nde tamamlayan Mehmet Şakir Yılmaz ile Kanuni dönemi bürokrasisini tartıştık. 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü’nde görev yapan Yılmaz, 16. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı bürokrasisinin gelişimini, Celâl-
zâde’nin bürokrasideki yerini ve bu gelişimi ne şekilde algıladığını konu edinen bir sunum yaptı.Tezinde Osmanlı merkez bürokrasisinin genel görünümüne, Celâlzâde’nin hayatına, Osmanlı bürokrasisinin resmî dilinin oluşumuna ve Kanuni döneminde kanun kavramı ve işlevine yer veren Yılmaz, sunumunda daha ziyade tezinin ilk iki bölümüne ağırlık verdi. Yılmaz’a göre 1500’lerin başından itibaren toprakların genişlemesine paralel olarak Osmanlı merkezî gücünün gelişmesi, esasında yeni yapıların ve ilişkilerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ancak bu yapının incelenmesi, sonraki dönemlere nazaran daha zordur. Zira 16. yüzyılın ilk yarısı arşiv malzemesi bakımından görece fakirdir; yine de bazı tespitler yapılabilir. Mesela yüzyıl başında Divan-ı Hümayun’da ve Defterdarlıkta görev yapan; ulufe, tımar veya zeamet sahibi minimum otuz beş civarında kâtib mevcutken, 1530’larda bu sayının yüze yaklaştığı görülmektedir.Celâlzâde ise Yavuz Sultan Selim döneminde kâtib zümresine dâhil olur. Medreseden mezun olunca –Celâlzâde’nin kendi kanaatine göre– ya medresede düşük bir gelirle ama haramdan uzak bir hayatı tercih edecekti ya da kadılıkta iyi bir gelir sahibi ama harama yakın olacaktı. Celâlzâde ikisini de değil, mutat gelirin dışında resmler ve yıllık ödemelerle birlikte orta seviyede gelir getiren kâtipliği tercih etti. Yüzyıl başında medrese mezunlarının kâtipler içindeki oranı oldukça yüksekken, yüzyıl sonuna doğru azalmıştır; zira artık usta-çırak ilişkisi içinde kâtipler yetişmeye başlamıştır.Söz konusu dönemlerde kâtip olarak bürokrasiye girmek için kişinin dil (Arapça, Farsça) ve hüsn-i hat bilgisinden önce, güvenilir ve ketum olması aranmaktaydı. Celâlzâde’nin ketumluğu, eserlerinden takip edilebilmektedir: Tarih alanında yazdığı eserler olayları gayet üstü kapalı bir şekilde aktarmaktadır. O kadar ki, Celâlzâde’nin tam olarak hangi olaylardan ve hangi aktörlerden bahsettiğini belirleyebilmek için mesela Gelibolulu Mustafa Âli gibi yazarlara müracaat etmek gerekecektir. Diğer yandan kişinin güvenilirliği, esasında kendisine güvenecek bir kişinin, bir referansın bulunmasını gerektirir. Peki, Celâlzâde’nin güvenilirliği nereden gelmektedir? Yılmaz burada Amasya Çevresi’nden söz etmektedir.II. Bayezid padişah olduktan sonra, şehzadeliği sırasında Amasya’da çevresinde yer alan kişileri İstanbul’a yanında getirmişti. Yavuz Sultan Selim döneminde de bu çevrenin etkinliği devam etti. Bu çevre içinde önce defterdar ve kazasker sonra da sadrazam olan Pirizâde Mehmed Paşa, Tacizâde Sadi Çelebi, Tacizâde Cafer Çelebi, Kemalpaşazâde, Merkez Efendi, Sünbül Efendi, Celâlzâde’nin babası Kadı Celâl, Şeyh Hamdullah gibi isimler bulunmaktaydı. Bunlardan Piri Mehmed Paşa medreseden yeni mezun olan Celâlzâde’yi sır kâtibi olarak 1517’de bürokrasiye alır. Hâlbuki o zamana kadar merkez bürokrasisine gelen kişiler taşra vazifesi yapan kişilerdir. Bu anlamda Celâlzâde bir istisna teşkil etmektedir.Bürokrasinin genel gelişimine yönelik açıklamalara geri dönen Yılmaz, genişlemiş sınırlar içinde yönetimi sağlama yolunda ortaya çıkan problemlere değindi. Mesela Mısır Beylerbeyliğinin hiyerarşideki yeri ne olacaktı ya da giderek güçlenen sadrazamın bürokrasiye hâkim olması nasıl engellenecekti? Yılmaz’a göre, Kanuni bu gibi problemler karşısında, nişancı vasıtasıyla kendisine bağlı bir bürokrasi kurmayı tercih etti. Sadrazamları devşirmelerden seçmeye gayret etti, kılıç ehline karşı kalem ehlini destekledi. Bunun sonucunda padişah ile nişancının birlikteliğine karşı, sadrazam ile onun atadığı reisülküttabın birlikteliği göze çarpmaktadır.Kısaca inşa literatüründen de bahseden Yılmaz, 16. yüzyıl başlarındaki resmî yazışmalarda edebiyat, ahlâk ve tarih kitaplarında süslü ve kompleks bir dilin ortaya çıktığını belirtti. Ayrıca, Celâlzâde’nin eserlerine yansıdığı kadarıyla padişahın ve sadrazamın hangi özelliklere sahip olması gerektiği gibi siyaset düşüncesi meselelerine ve dönemin siyasî aktörlerinin uygulamalarının kritiğine yer veren Yılmaz, sorular çerçevesinde, Celâlzâde’nin tarihçiliği, Amasya çevresi benzeri başka çevrelerin mevcudiyeti ve bu çevrelerin birbirleriyle ilişkisinin birer araştırma konusu olma ihtimaline de değindi.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir