Dersaadet’in Kalbi Beyazıt

Paylaş:

“Kalpten Kaleme İstanbul Semtleri” serisinin bu ayki konuğu Beşir Ayvazoğlu ile Beyazıt semti üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Beyazıt’ın tarihî süreç içerisinde geçirdiği değişimleri çok sayıda resim ve fotoğraf kullanarak anlatan Ayvazoğlu, Beyazıt denince ilk akla gelen ana yerleşim alanları ile sınırlandırdı sunumunu. Beyazıt semtinin çok daha geniş bir alana yayıldığını ve her santimetrekaresinde tarihin izlerini sürmenin mümkün olduğunu hatırlatarak Beyazıt Camii, Beyazıt Meydanı ve etrafındaki yapılara değindi.

Ayvazoğlu’nun bahsettiği üzere Beyazıt Meydanı, gerilere doğru gidildiğinde Roma imparatoru Theodosius zamanında yine mezkur imparatorun heykelinin de bulunduğu bir meydandır. Bizans’ın sonlarına doğru özellikle depremler nedeniyle İstanbul’un büyük bir bölümünde olduğu gibi bu meydan da büyük ölçüde hasar görür. Fatih, orduları ile birlikte İstanbul’a girdiğinde bir harabe ile karşılaşır ve ilk olarak Fatih Camii’ni ve Çinili Köşkü yaptırır. Fatih’in ardından, İstanbul şehrinin yavaş yavaş kimliğinin oluşmasını sağlayan Fatih’in oğlu II. Bayezid, kendi adına bir camii yaptırır ki bu meşhur cami, meydana da ismini verir: Beyazıt Meydanı’nın etrafında oluşan semt, adını cami ile beraber daha birçok yapıyı içine alan “Bayezid” Külliyesi’nden almaktadır. İstanbul’un üçüncü tepesi üzerine kurulan, Beyazıt Meydanı’na asıl karakterini kazandıran Beyazıt Camii’nin bir başka özelliği, iki minaresinin arası çok geniş olduğundan mahya kurulamayan tek selatin camii olmasıdır. Ayrıca, bugün caminin avlusu olarak bilinen alan aslında iç avlu olup, camii çevreleyen başka bir dış avlu da mevcuttur önceden.

Camiden evvel buraya yapılan ilk yapı saraydır. Fatih İstanbul’u fethettikten sonra, bugün İstanbul Üniversitesi merkez binasının bulunduğu yerde, bir saray yaptırır. Topkapı Sarayı inşa edildikten sonra Eski Saray (Saray-ı Atîk) ismini alan bu sarayın yerine, Yeniçeri Ocağı kaldırıldıktan sonra, II. Mahmud, Serasker Dairesi’ni yaptırır. Aynı zamanda Batılı mânâda bir ordu kuran II. Mahmud, gerektiğinde askerin gösterişli geçitler yapabilmesi için bir tören alanına ihtiyaç duyar ve bunun için camiinin dış duvarlarını kaldırır. Böylece camiinin avlusu olan alan, bir meydan hâline gelir. Hünkarın töreni rahatça seyredebilmesi için bugünkü Çınaraltı’nın bulunduğu yere bir Hünkar Kasrı da yapılır. II. Abdülmecid dönemine gelindiğinde Serasker Dairesi yıkılır ve yerine Daire-i Umur-i Askeriye kurulur. Cumhuriyetin ilanından sonra ise bu bina İstanbul Üniversitesi’ne tahsis edilir.

Cumhuriyet dönemine gelindiğinde, zamanın belediye başkanı Beyazıt Meydanı’na elips şeklinde iki fıskiyeli bir havuz (Haydar Bey Havuzu) yaptırır. Bu havuz meydana hem bir güzellik katmakta, hem de yangın çıktığı zaman yangını söndürmek amaçlı kullanılmaktadır. Ancak sonraki yıllarda uygulanan düzenleme projeleri ile bu havuz kaldırılmıştır. Yine Beyazıt Meydanı’nda bulunan ve yangınları İstanbullulara haber vermek üzere dikilen Yangın Kulesi, Sahaflar Çarşısı, Beyazıt Medresesi ve Çınaraltı ve Küllük kahveleri meydanla özdeşleşen diğer yapılardır.

Eskiden Çınaraltı’ndan Kapalıçarşı’ya doğru iki tarafında ahşap barakalar bulunan bir koridor şeklinde uzanan Sahaflar Çarşısı, 1950 yılında çıkan yangından sonra yeniden inşa edilerek bugünkü hâlini almıştır. İstanbul’un önemli medreselerinden Beyazıt Medresesi ise Cumhuriyet döneminde belediye kütüphanesi olarak açılmış ve uzun yıllar kütüphane vazifesi görmüştür. Medrese daha sonra Vakıf Hat Sanatları Müzesi olarak kullanılmaya başlanır. Beyazıt semti, içerisinde barındırdığı kütüphaneler (Beyazıt Devlet, Hakkı Tarık Us, Köprülü, Ragıp Paşa, Belediye ve Üniversite Kütüphanesi) ile devrinin kültür ve ilim merkeziydi âdeta.

Semtin gayriresmî diğer kültür ve ilim merkezleri kahveler: Çınaraltı ve Küllük. Bir araya gelmek için Beyazıt semtini seçen araştırmacıların, ilim adamlarının, ressamların, aydınların vakit geçirmek, öğle aralarında bir şeyler atıştırmak için oluşturdukları bir mekân Çınaraltı. Çınar ve Kestane ağaçlarının bulunduğu alana yerleştirilen masalarla kurulan, giderek bir açık hava kahvesine dönüşen Çınaraltı bu şekilde doğar. Çınaraltı Kahvesi’nin dışında asıl edebiyata mal olmuş bir kahve daha vardır: Küllük. Bu kahve Beyazıt Camii’nin duvarına bitişik Emin Efendi Lokantası’nın hemen yanında konuşlanmıştır. Küllük önemli müdavimleri olan bir kahve. Dönemin hocalarının, öğrencilerinin, aydınlarının, şairlerinin, edebiyatçılarının uğrak ve buluşma yeri.

Patrona Halil Hamamı, Zeynep Hanım ve İbnülemin Mahmud Kemal Konağı, Beyaz Saray, Marmara Kıraathanesi ve daha nice yapı Beyazıt’ın tarihî ve sosyal dokusu içerisinde olmazsa olmaz mekânlardır. Ancak Beyazıt semtini Beyazıt yapan sadece yapılar değildir. Semt ile bütünleşmiş önemli simalar vardır: İbnülemin Mahmud Kemal, Raif Yelkenci, Hakkı Tarık Us, İsmail Saib Sencer onlardan sadece bazıları.

Son olarak Turgut Cansever’in –zamanında birçok tartışmaya konu olan– Beyazıt semtini düzenleme projesine de değinen Ayvazoğlu’na göre, Cansever’in bu proje ile amacı Beyazıt’ı bir yaşama ve kültür alanına dönüştürmekti. Kısmen uygulanan projeyle araç trafiğine kapatılıp yayalara açılan Beyazıt meydanı günümüzdeki hâlini almıştır.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir