Hindistan ve “Arap Baharı” (India and the “Arab Spring”)

Paylaş:

“Asya Konuşmaları” toplantı dizisinin onuncusunda misafir ettiğimiz Hindistan’ın önde gelen gazetecilerinden Saeed Naqvi, “Arap Baharı” ve Hindistan konulu bir konuşma gerçekleştirdi. Dünyanın pek çok ülkesine gidip doğrudan alanda araştırma yapan, gözlemlerde bulunan, siyasiler ve akademisyenlerle mülakatlar yapan bir gazeteci olarak, Ortadoğu’daki pratik tecrübeleri ışığında daha ziyade “Arap Baharı”nın görünmeyen yüzüne değindi; küresel medyanın ve diğer iletişim kanallarının olayları nasıl çarpıttığına ve yönlendirdiğine dikkat çekti.

Bilgi kaynaklarımızın güvenilir olmamasının ve bilgi akışında kurulan tekelin en büyük problem olduğunu vurgulayan ve “Yalanlar söylendiğinde buna karşı durmak ve onları ifşa etmek benim görevimdir” diyen Naqvi, özellikle Suriye ve Libya tecrübelerine binaen dile getirdiği örneklerle arazide yaşananlarla ekranlara yansıyanların bambaşka olduğunu belirtti. Birkaç haber spikerinin küresel gündemi belirlemesini ve siyasetçilerin politikalarını bunlar üzerinden formüle etmesini bir “trajedi” olarak nitelendirdi. Bu hikâyenin 1991’de Körfez Savaşı sırasındaCNNile başladığını hatırlattı ve dikkate değer bir soru sordu: “Niye hemen SSCB’nin çöküşünün ertesinde küresel medya icat edildi?”

Naqvi, “Arap Baharı” sürecinde sahnelenen oyunlara dikkat çekti. Bugün doğal kaynaklar üzerinden en büyük kapışmanın Afrika kıtasında yaşandığını belirterek sözü Kaddafi’ye ve Libya’ya getirdi: “Libya halkını, onları katledecek tirandan korumak adına, İngiliz-Fransız ittifakının gayretiyle ve Arap Birliği’nin de desteğiyle BM’de uçuşa yasak bölge ilan edildi; ama bundan sonra kaç bin Libyalı hava bombardımanı sonucu hayatını kaybetti, kaçı evlerini terk etmek zorunda kaldı? Kalaşnikoflu gençler devrim yapıyor görüntüsü uluslararası medyaya servis edilirken, kameraların ardında Avrupa menşeli özel kuvvetler tarafından Libya tam yedi aydır bombalanıyor ama dünyadan buna karşı çıt çıkmıyor.”

Naqvi, bu süreçte uluslararası medyanın bazı ülkelere odaklandığını, bazılarını ise es geçtiğini hatırlattı ve “Bahreyn’de nüfusun %70’i ‘muhalefet’ olarak nitelendiriliyor ve bastırılıyor. Ama niçin bu ülkede rejimin muhalifleri bastırmasıyla ilgili herhangi bir haber veya fotoğraf görüyor musunuz uluslararası medyada?” diye sordu.

Bu noktada bölgedeki aktörlerin rolleri üzerinde duran konuşmacı, özellikle Suudi Arabistan’ın mezhep ayrılıklarını kaşıyarak oynadığı rolün bölgedeki istikrarın önündeki en büyük engellerden biri olduğunu belirtti ve ekledi: “Suudi Kralı, ekonomik krizle boğuşan Amerikan yönetimine ‘Bize karışmayın, kararımızı kendimiz vereceğiz’ diyerek halkına 135 milyar dolar yağdırdı ve Suudileri susturdu. ‘Yemen’i kontrol altına almamıza, Bahreyn’deki askerî müdahalemize karışmayın; zaten Irak’ta yeterince başımızı ağrıttınız’ diyerek Körfez’de ve monarşinin hüküm sürdüğü ülkelerde herhangi bir rejim değişikliğinin önünü almaya çalıştı.”

Naqvi, Suriye’yi önceki dalgalardan (Mısır ve Tunus’tan) ayrı değerlendirmek gerektiğini, orada yeni bir oyunun sahnelendiğini ifade etti. “Beşşar Esed’in reform yapmasına fırsat verilecek mi? Yoksa büyük bir baskı mı uygulanacak? Veyahut suikasta mı uğrayacak? Birkaç ay süre verilse ve rahat bırakılsa reform yapacağını tahmin ediyorum, yoksa ne olacak bilmiyorum.” dedi. Suriye’nin bölgesel denklemde kritik olduğuna da “Suriye’yi çektiniz mi ABD-İsrail-Suudi Arabistan ekseni karşısındaki İran-Suriye-Hizbullah-Hamas ekseni çöker” sözleriyle dikkat çekti.

“Bölge üzerinde oynanan oyun nasıl sonuçlanacak bunu bilemeyiz; ama Arap Dünyası’nın bir daha asla eskisi gibi olmayacağı, değişimin geri döndürülemez olduğu aşikâr” diyen Naqvi, “Arap Baharı” sürecinin “bahar” olup olmadığından şüphe duyduğunu ifade etti; Pakistan’dan Afganistan’a, Kosova’ya kadar dünyanın hâlihazırda farklı bölgelerinde yaşanan birçok gelişmenin aslında birbiriyle ve Ortadoğu’da yaşananlarla doğrudan bağlantılı olduğunu sözlerine ekledi.

Konuşmanın devamında Hindistan’ın Soğuk Savaş dönemindeki dış politika tercihlerinden ve 1990 sonrası yeni dış politika anlayışından da bahsetti. SSCB’nin çöküşünün ardından Hindistan’ın ABD ve İsrail ile ilişkilerini geliştirmeye yöneldiğini, Arap Dünyası ile ilişkilerinin ise gerilediğini, ancak çok sayıda Hintli için bir iş kapısı olan Körfez ülkeleri ile ilişkilerin iyi olduğunu söyledi. Hindistan’ın “Arap Baharı” sürecinde çok yavaş hareket ederek değişime karşılık vermekte geciktiğini ve bölgedeki çıkarlarını giderek kaybettiğini belirtti. Öte yandan Türkiye’nin küresel bir oyuncu olarak sahneye çıkışını büyük bir merakla takip ettiklerini sözlerine ekledi.

Naqvi’nin konuşmasında ağırlıklı olarak “Arap Baharı” sürecinde medyanın oynadığı roledeğinmesi nedeniyle konunun Hindistan boyutu geri planda kaldı. Ancak soru-cevap faslında Hindistan ile ilgili düşüncelerini katılımcılarla paylaştı.Naqvi’nin Temmuz 2011’de yayınlanan “The Arab Spring & India: Promises and Challenges” başlıklı makalesi konuyla ilgili önemli bir çalışma niteliğinde. Makaleye http://www.observerindia.com/cms/sites/orfonline/modules/ orfdiscourse/attachments/od_v_9_1311139967049.pdf linkinden ulaşabilirsiniz.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir