Suriye ve Ortadoğu’daki Dönüşümün Geleceği

Paylaş:

Ortadoğu’daki bütün dengeleri değiştirebilecek bir potansiyele sahip olan Suriye, sadece “Arap Baharı”nın değil, bölgenin geleceği açısından da kritik bir ülke. Ne var ki bu ülkede neler yaşandığına dair gelen haberler oldukça çelişkili. Suriye içindeki gelişmeleri ilk elden öğrenmek ve bu gelişmelerin Ortadoğu’ya muhtemel etkilerini tartışmak üzere KAM “Ortadoğu Konuşmaları”nın üçüncüsünde, olaylar sırasında memleketi Suriye’de 3,5 ay kalanel-Arabiatelevizyonunun Türkiye temsilcisi Daniel Abdulfettah’ı davet ettik. Abdulfettah yaklaşık yirmi yıldır birçok uluslararası yazılı ve görsel medya grubunda Türkiye muhabiri olarak muhtelif görev ve pozisyonlarda çalışmış bir gazeteci. Ayrıca Türk dizilerinin Arap Dünyası’na girip burada bir fenomen haline gelmesinde doğrudan etkili.

Abdulfettah, tıpkı Hintli gazeteci Saeed Naqvi gibi, “Arap Baharı” sürecine kuşkuyla yaklaşıyor. Bu süreçte Arap Dünyası’nın parçalandığı, rejimsiz kaldığı ve elli yıl geriye gittiğini düşünüyor. Konuşmasının başlarında “Kaddafi ve Saddam gitti, tüm Araplar demokrat mı oldu şimdi?” diyerek kritik bir soru yönelten Abdulfettah, daha sonra Suriye’de kaldığı süre boyunca bizzat şahit olduğu olayları anlattı.

Abdulfettah, Suriye rejiminin saymakla bitmeyecek çok büyük hataları olduğunu düşünüyor. Ancak Suriye’de halkın çok küçük bir kısmının sokaklara döküldüğü, başlangıçta eylemlere katılanların da sonradan “işin rengini görünce” evlerine döndüğü iddiasında. Ayrıca eylemcilerin halkın hakiki taleplerini dillendirmek yerine “basın kanununun çıkartılması” gibi gayriciddi pankartlar açtıkları, bu haliyle halkı temsilden çok uzak oldukları görüşünde.

Suriye’de yaşananları “uluslararası bir oyun” olarak nitelendiren Abdulfettah, jeostratejik konumundan dolayı bu ülkede bir rejim değişikliği yapılmak ve bölgede dengeler değiştirilmek isteniyor düşüncesinde. Ona göre, Ortadoğu’da söz sahibi olabilmek için Kudüs davasının başını çekme konusunda birbiriyle yarışan üç ayrı tez var: Arap tezi, Türk tezi ve İran tezi. İran, Irak-Suriye-(Güney) Lübnan-Gazze hattından Kudüs’e uzanan bir mızrak; Ürdün Kralı’nın tabiriyle “Şii hilal”in başını çekiyor. Karşısında altmış küsur senedir yerinde sayan Arap tezi var ki defalarca savaşa girip toprak kaybetti ve sonra bir kısmı İsrail ile barışarak ılımlılaştı. Ve geriye Arap Dünyası’nda direniş tezini savunan sadece Suriye ve Lübnan kaldı. Türkiye ise yumuşak güç üzerinden, demokrasi ve İslâm senteziyle, iktisadî kalkınma ve entegrasyon yoluyla bölgeye refah vaat ediyor, öyle ki sonunda İsrail bile buna dâhil olmak isteyecek. Dolayısıyla Kudüs’ü hedefleyen her üç tezin de merkezinde Suriye var ve bu bakımdan Abdülfettah’a göre bugün Suriye üzerinden yaşanan mücadele hiç de şaşırtıcı değil.

“Siviller bombalanıyor” sözünü çok Avrupaî bir yaklaşım olarak gören Abdulfettah’ın iddiasına göre, sıradan ölümler dahi medyaya “Askerî istihbarat tarafından vuruldu” şeklinde yansıyor. Asker olan kuzeninin öldürülmesinden bir örnek verip, “Öldürenleri biliyoruz, yakaladık. Ama el-Cezirekuzenimle ilgili ‘Sivillere ateş etmeyi reddettiği için Suriye istihbaratı tarafından öldürüldü’ diye haber yaptı, tıpkı bu süreçte hayatını kaybeden yaklaşık 1300 Suriye askeriyle ilgili haberlerinde olduğu gibi” diyerek uluslararası basının bu noktada oynadığı role dikkat çekti ve asıl hedefin ülkede intikam duygusunu körükleyip Sünni-Şii çatışması çıkartmak olduğunu savundu. Ayrıca “şebbiha” adı verilen rejim yanlısı genç magandalardan tutun minarelerin patlatılması ve insanların vurulması gibi olaylara, basına yansıyan vahşet dolu videolara kadar birçok ayrıntının CANVAS (Uygulamalı Şiddet İçermeyen Eylem ve Strateji Merkezi) çıkışlı tezgâhlar olduğunu iddia etti. Belgrad merkezli CANVAS, Abdulfettah’a göre “ABD’nin Arap Baharı merkezi” olarak çalışıyor ve muhalifleri eğiterek yönlendiriyor. Ankara’nın işte bu asparagas haberlere inanarak Şam yönetimine karşı çıkışlar yaptığını iddia eden Abdulfettah’a göre Türkiye-Suriye ilişkilerinde soruna yol açacak aslında herhangi bir ciddi sebep bulunmuyor.

Abdulfettah, “Arap Baharı” sürecinin ABD’nin Ortadoğu ülkelerini mezhepsel-dinî-etnik temelde böldürüp liderlerini düşürmek, özelde ise Suriye’yi İran’dan uzaklaştırarak direniş cephesini kırmak amacına hizmet ettiğini düşünüyor. Bu nedenle konuşmasında, Suriye halkının son derece haklı talepleri ve sıkıntıları olsa da bu durumun başka batıl amaçlar için kullanıldığına özellikle dikkat çekti. Özel sohbetimizde Şam yönetiminin izlediği siyaseti eleştirse de konuşmasında, dinleyicilerin sert tepkisini çekmek pahasına, resmî söylemlerin bir benzerini tekrarlamayı tercih etti. Zira Abdulfettah’ın temel amacı, küresel medyanın gerçekleri saptıran propagandalarına karşı (ki Şam yönetimine göre bunların arasında kendi çalıştığı medya kuruluşu el-Arabiada bulunuyor) kendi deyimiyle “zihinlerde soru işareti oluşturmak”tı.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir