Yahudi Tarihyazımında Sürgün Kavramı

Paylaş:

Giriş

Kavramların tarihi, kavramları üreten ve onlara tarihsel anlatılarında yer veren toplulukların tarihine dair alternatif bilgi kaynaklarından birisini oluşturmaktadır. Bir kavrama ilişkin algının tarihin değişik dönemlerinde uğradığı dönüşümün izinin sürülmesi, ona tarihsel anlatısında yer vererek canlı kalmasını ve dolayısıyla dönüşümünü sağlayan topluluk hakkında kimi zaman topluluğun tarihsel anlatısından daha fazla fikir verebilir. Kavramsal algıda çeşitli dönemlerde meydana gelen değişimlere ışık tutulmasının, topluluğun sınırları dâhilinde ortaya konan tarihsel anlatılar ile tarihsel olguları dünya ölçeğinde ele alan anlatıların içerikleri arasındaki ilişkinin yapılandırılmasına katkı sağlayacağı açıktır. Bu katkının tam olarak ifade edilebilmesi, yukarıda geçen “topluluk” kavramının netleştirilmesiyle mümkündür. Çalışmamızda bu kavram, belli bir tarih anlatısından hareketle, hem dinsel hem de etnik sınırlarla tanımlanmış ve teritoryal olarak içinde yaşadığı toplumdan bu sınırlarla ayrılmış, öte yandan toplum tarafından izole edilmiş ve entegrasyonu kısıtlanmış insan topluluğu olarak ele alınacaktır. Bu tanım ifadesini Avrupa’da yaşamış olan Yahudi toplulukların tarihlerinde bulmaktadır. Açıkça ifade edilmesi gerekir ki içlerinde yaşadıkları toplumlardan izolasyon ve belli sınırlarla ayrılma halleri, her iki taraf (Avrupa toplumları ile bu toplumların içerisinde ve fakat izole olarak yaşayan Yahudi cemaatleri) açısından farklı algılara dayanmakla birlikte, sonuçları itibariyle bu durum farklı algıların izlerini de taşıyan tek bir tarihsel sürece tekabül etmektedir. Bu algıların çözümlemesi apayrı bir çalışmanın konusu olmakla birlikte, topluluğun tarihinde ve kavramsal belleğindeki etkileri açısından bu durum söz edilmeye değerdir.

Tarihsel bir konuda ortaya konan fikirlerin netlik kazanabilmesi, biraz da bu fikirlere kaynaklık eden durum ve olgulara dair zaman, mekân ve özne faktörlerinin ilişkilerinin ele alınmasına bağlıdır. Bir başka deyişle, özne ile mekânın kaçınılmaz ilişkisinin ortaya çıkardığı “mekânlaşmış zaman”[1] kavramı, tarihsel meselelerin ele alınışında hakkıyla irdelenmesi gereken bir kavramdır. Zira insanın mekânla ilişkisinin doğrudan sonuçlarından birisi, bu ilişki çerçevesinde içinde bulunduğu “fiziksel zaman”a (Evkuran, 2007) anlam yüklemesi ve bu suretle kendi içinde türdeş olan bir akışı kimi noktalarda farklılaştırarak bunlara dair farklı algılar geliştirmesidir. Öznenin mekân ile ilişkisi, tarihsel incelemeye bir perspektif kazandıracağından, bu durumun kuram ile mevcut durum arasındaki kadim uyuşmazlığın olumsuz etkilerinden bir nebze korunmaya katkı sağlayacağı açıktır.

Yahudi halkının tarihinde, süreç içinde geleneğe yönelik bakışın farklılaşması, müteakip dönemde ortaya çıkan fikirlere dair tarihsel bir perspektif geliştirilmesinde önemli noktalardan birisidir. Bu noktanın geleneksel tarih anlayışında yol açtığı gerilimler çerçevesinde değerlendirilmesi, öznenin mekânla ilişkisinin “tarihsel” mahiyetine dair fikirler verecektir.

Avrupa’daki Yahudilerin tarihine bugünün tarihsel perspektifinden, yani Siyonizmin siyasi bir ideoloji olarak şekillenmesinden sonra İsrail Devleti’nin tarih sahnesine çıkışıyla birlikte bir Yahudi ulusu oluşturma çabaları dâhilinde bakıldığında, “yekpare ve bütünleşmiş bir Yahudi halkı” fikrinin ortaya çıkışının Avrupa ulus-devlet modelinin dayanağı olan milliyetçilik fikrinin ortaya çıkışından farklı bir mecra izlediği görülür. Siyonizm fikrini evrensel bir Yahudi varlığı ve bütünlüğü çerçevesinde ilk kez dile getiren Theodor Herzl, kitabı Yahudi Devleti’nde (1896) Siyonizmin Yahudi Aydınlanması ve antisemitizmle bağlantısını kurmakta ve Yahudilerin çektikleri sıkıntılara atıf yapmaktadır. Siyonizm, Yahudilerin bir arada yaşadığı bir “vatan” kurulmasına yönelik siyasi ve seküler bir hareket olarak ele alınsa da bu hareketin referanslarının temel olarak kutsal metinlerdeki kavramlara[2] dayandığı açıktır. Ancak bu durum, modern bir ideoloji olan Siyonizmin seküler karakterine aykırı olarak değerlendirilmemiştir. Zira Yahudi kavramsal belleği tüm kavramlarını dinsel metinlerden almakta ve Yahudi tarihsel anlatısının istisnai özelliği bu noktada kendini göstermektedir. Bu istisnai karakterin en önemli yönü kavramların seküler ve dinsel kategoriler olarak net bir ayrıma tabi tutulmasının imkânsızlığıdır. Kavramlardan ziyade kavramlara yönelik bakış açıları, seküler ve dinsel yahut geleneksel ve modern şeklinde kategorilere ayrılabilir. Bu nedenle Yahudi tarihsel anlatısı incelenirken yüzyıllardır kullanılagelen kavramlara dair algıların ne şekilde değiştiğine ve dönüştüğüne yer vermelidir. Belirli kavramların bu şekilde analizi, 18. yüzyılda modernleşmeyle birlikte ortaya çıktığı kabul edilen geleneksel ve modern düşünce arasındaki gerilim hakkında epeyce fikir verecektir. Yine farklı dönemlerin anlatıları göz önünde bulundurulduğunda, modernleşmeyle birlikte ortaya çıkan geleneksel-modern arasındaki gerilimin Yahudi tarihyazımı çerçevesinde anlaşılması ve anlamlandırılması için ilgili kavramların geçirdiği dönüşüm sürecine bakılması ve bu kavramların kullanımının mukayeseli analizi uygulanabilecek metotlardan birisidir.

Bir diğer önemli nokta da modernleşmeyi takip eden dönemde yekpare bir Yahudi halkının tahayyülüne dayanan tarih anlatısına duyulan ihtiyacı, Siyonizmin dile getirmiş olmasıdır. Modernleşmenin mümkün kıldığı koşullarda ortaya çıkan Yahudi entelektüel, belli bir tarihsel bakış açısıyla, teolojik öğelerin ayırt edilemeyecek biçimde iç içe geçerek var olduğu geleneği, bu geleneğin sunduğu imkânların dışına çıkarak mercek altına almaya çalışmıştır.[3] Yukarıda sözü edilen, gerek modern dönem Yahudi tarih anlatısının “Yahudi halkı”nın ortaya çıkışı açısından dünyadaki çeşitli ulus-devletlerin tarihsel anlatılarının yanında istisnailiği meselesi, gerekse kavramların seküler-dinsel olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmasının analitik olarak elverişsizliği hususu, Yahudi tarihyazımındaki modern-geleneksel ayrımının ortaya çıkışında en büyük role sahip olan modern Yahudi entelektüelin geleneksel tarihsel anlatılardaki kavramları modernleşmenin sunduğu şartlar altında ele almasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir.

Daha pragmatik bir bakış açısıyla, kavramların günümüzdeki kullanımının görece yakın geçmişteki kökenlerini incelemek, halihazırdaki içeriklerini anlayabilmek açısından da elverişlidir. Üstelik bunun geleneksel-modern gerilimi çerçevesinde yapılması, günümüz İsrail toplumundaki ve siyasetindeki ciddi gerilim alanlarından birine dair tarihsel bir perspektif de kazandıracaktır. İsrail siyasetinde ciddi yansımaları olan seküler ve ortodoks Yahudiler arasındaki bu gerilim hakkında, Yahudi tarihindeki belirli kavramların geleneksel ve modern yahut dinsel ve seküler algılanışlarının incelenmesi suretiyle bir fikir edinilebilir.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.


[1] Mehmet Evkuran, “Zaman, Bilinç ve Tarih Algısı Üzerine:  Teolojik Açıdan Bir İnceleme”, Milel ve Nihal, 4: 3 (2007), s. 31-68.

[2] Basit bir örnek vermek gerekirse Theodor Herzl Yahudi Devleti kitabında Filistin’in mi yoksa Arjantin’in mi Yahudilerin yurdu olması gerektiğini tartışırken Filistin’in Yahudilerin tarihî yurtları olduğunu ileri sürer. Bu basit örnek dahi Siyonizmin kurucusunun kafasında Tevrat’tan kaynağını alan bir anavatan algısının olduğunu gösterir. Daha fazla bilgi için bkz. Theodor Herzl, Yahudi Devleti (İstanbul: Ataç Yayınları, 2009), s. 27, 41.

[3] Yahudi Aydınlanması (Haskalah) ve Siyonizm arasındaki ilişki için bkz. http://www.jewishvirtuallibrary.org/jsource/Judaism/Haskalah.html (7 Aralık 2011).

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir