Almanya, Rusya ve Türkiye’de Etnisite Rejimleri ve Milliyet

Paylaş:

“Kitap-Makale Sunumları” toplantı dizisinin Mart ayındaki konuğu olan Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Şener Aktürk ile Regimes of Ethnicity and Nationhood in Germany, Rusia and Turkey (Cambridge University Press, 2012) başlıklı kitabı çerçevesinde Almanya, Rusya ve Türkiye’de etnisite rejimleri ve milliyet üzerine konuştuk. Aktürk’ün kitabı, yeni anayasa çalışmalarında “vatandaşlık” kavramı tartışmalarına da katkı sağlayacak nitelikte.

Kavramsal tartışmalara girmeden evvel Aktürk, örnekler üzerinden üç ülkenin etnisite rejimlerinin geçmişine dikkat çekti ve kritik sorular yöneltti:

(i)1986’da Almanya’da yaklaşık 9 milyon göçmenden sadece 8 bini Alman vatandaşlığına kabul edildi. Bu, Almanlığın kan ve akrabalık bağına dayanmasını öngören 1913 Alman Vatandaşlık Kanunu ile ilgiliydi. 1999’da Alman Vatandaşlık Kanunu’nun değişmesinin ardından bugün 1 milyonu aşkın Türk kökenli göçmen Alman vatandaşlığına geçmiş durumda. Neden 87 yıl boyunca bu ırkçı kanun değiştirilemedi?

(ii) Rusya’da 1932’de Stalin’in aldığı bir kararla 16 yaşını geçen her Sovyetler Birliği vatandaşının pasaportunda etnik kökenin yazılması zorunlu hale getirildi. Stalin’in ölümünden sonra, 1953’ten itibaren, etnik köken ibaresinin pasaportlardan kaldırılması için yoğun baskılar yapılsa da değişiklik ancak 1997’de hayata geçirilebildi. Neden etnik köken ibaresi ancak 1997’de kaldırılabildi?

(iii) Türkiye’de 1920’li yıllardan itibaren Türkçe dışındaki dillerin yasaklanması büyük bir problem yarattı. 1950’li yıllardan itibaren Türkçe dışındaki diğer dillerin (özellikle de Kürtçenin) en azından kamusal alanda tanımlanması yönünde baskılar yapıldı; ancak 2004 yılına kadar sonuç alınamadı. Bunun sebebi nedir?

Bu sorulara cevap bulabilmek için örnekler üzerinden bazı kavramsal çıkarımlarda bulunan Aktürk, kitabını iki ana kategoriye ayırmış: (i) “Etnik Rejim Değişikliği” teorisi çerçevesinde hangi koşullar altında devletlerin etnik politikalarının değişebileceğini üç ülke üzerinden ele almış. (ii) Dünya genelinde devletlerin etnik kimliğe ilişkin izleyebileceği politikaları “mono-etnik (tek etnisiteli)”, “multi-etnik (çok etnisiteli)” ve “anti-etnik” olmak üzere üç kategoride sınıflandırmak suretiyle bir tipoloji geliştirmiş. Buna göre eğer devlet, vatandaşlığı tek bir etnik kökenle sınırlandırmışsa bu, mono-etnik bir rejimdir; Almanya buna bir örnektir. Eğer devlet, vatandaşlığı tek bir etnik kökenle sınırlandırmayıp bunu destekleyerek yasal hale getirmişse bu, multi-etnik bir rejimdir. Multi-etnik rejimlere hem demokratik hem de totaliter ülkelerde rastlanabilir. Buna örnek olarak Çin ve SSCB verilebilir. Çin’de katı bir diktatörlük olmasına rağmen multi-etnik rejim uygulanmaktadır. SSCB multi-etnik rejimin en ileri düzeyde yaşandığı ülkedir; 191 etnik kökenin bulunduğu ülkede herkesin pasaportunda etnik kökeni yer almış ve neredeyse hepsine yerel otonomi verilmiştir (ayrı bayrak, ayrı resmî dil, ayrı müfredat vs.). Etnik rejimin en çok kurumsallaştığı ülke SSCB’dir. Eğer devlet çok etnisiteli rejime izin vermeyip baskı uygulayarak asimile etmeye çalışmış ise bu anti-etnik rejimdir. Burada farklı etnik kökenden olan insanlara kendini ifade etme hakkı verilmemektedir. Bunun en önemli örneği Türkiye’dir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde etnisite rejimindeki değişikliğe değinen Aktürk, devletin etnik rejiminin ancak üç farklı faktörün biraraya gelmesiyle değişebileceğini söyledi:
Statükodaki etnik politikadan rahatsız olan kesimlerin siyasi temsilcilerinin iktidarda olması gerekir. Buna örnek olarak Demokrat Parti gösterilebilir. İlk defa Menderes iktidarında toplumda karşılığı olan Kürt ve Alevi önderler TBMM’ye girmiş ve Menderes on yıl iktidarda kalmıştır. İktidarda olan muhalif seçkin elitin etnisite ve milliyet arasındaki ilişkiye dair yeni bir ideolojisi olması gerekir.
Statükodan rahatsız olan partininezici çoğunlukla iktidarda olması gerekir. Türkiye’de bu üç faktör sadece AK Parti döneminde biraraya gelmiştir.

Yapılandırdığı etnisite rejimleri yaklaşımı üzerinden Cumhuriyet Türkiye’sine dair ciddi bir vizyon sunan Şener’in sunumunun ardından yapılan tartışmalar, mevcut Türkiye siyasetiyle birlikte Şener’in kitabı kaleme alırken odaklandığı Rusya ve Almanya’daki günümüz durum üzerine şekillendi. İslamofobi ve Avrupa Birliği’nin buna dair vizyonuyla birlikte Avrasya siyasetinin de tartışıldığı soru-cevap faslının ardından toplantı sona erdi.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir