Yarım Kalan Demokrasi Tecrübesi: Mısır’a ve Darbe Sürecine Dair İzlenimler

Paylaş:

“Ortadoğu Konuşmaları” toplantı dizisinin on üçüncüsünde Mısır’daki darbe sırasında bu ülkede bulunan ve yaşananları yerinde gözlemleyen İstanbul Şehir Üniversitesi öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Mehmet Akif Kayapınar ve Yrd. Doç. Dr. İshak Arslan’ı ağırladık. Toplantıda Mısır’da 25 Ocak 2011’de başlayan dönüşüm sürecinin 3 Temmuz 2013’te askerî darbe ile kesintiye uğraması değerlendirildi.

Akif Kayapınar öncelikle ülkenin coğrafyasından, bu coğrafyanın siyasi, iktisadi ve toplumsal yapıya etkisinden bahsederek söze başladı. Mısır topraklarının çok geniş bir kısmı tıpkı Sahra Altı Afrika tarzı bir çöldür. Çöle hayat veren ve yaşanılabilir kılan ise Etiyopya ve Sudan’dan kaynaklanan Nil Nehri’dir. Heredot’tan beri söylenegelen “Mısır Nil’dir” sözü, bu nehrin Mısır için bir can damarı olduğuna atıfta bulunuyor. Heredot’un bu sözü, daha çok kadim Mısır’ın tarımsal yönüne vurgu yapsa da günümüzde de durum pek farklı sayılmaz; Nil Mısır’ın en önemli geçim kaynağı olmayı hâlâ sürdürüyor. 85 milyonluk Mısır nüfusu nehrin kenarlarında bu suya tutunarak yaşıyor. Bu denli Nil’e bağımlılığın tarih boyunca oluşturduğu bir kültür var. Nil sularının yılın belirli dönemlerinde taşması ve çekilmesi, Mısır’da hüküm süren siyasi yapının ana karakterini etkilemiş ve merkezî bir otoritenin kurulmasını kaçınılmaz hale getirmiş. Mısır uzmanları tarih boyunca görülen bu güç odaklı merkezî otoriteyi Nil’in taşma ve çekilme özelliğine bağlıyorlar.

Kayapınar, Mısır’ın iktisadi yapısını değerlendirirken özetle şunları söyledi: 25 Ocak Devrimi’nden sonra Mısır ekonomisi sıkıntılı bir döneme girdi. Bu durum halkın gelir dağılımında da kendisini gösteriyor. Nüfusun %85’i 5 doların, %42’si ise BM’nin açlık sınırı olarak ortaya koyduğu 2 doların altında bir günlük gelirle yaşıyor. Orta sınıfın bulunmadığı Mısır’da çok büyük bir alt sınıf ile çok küçük bir zengin sınıf mevcut.

İshak Arslan, Kahire’de kaos içinde bir düzen kurulmuş olduğunu belirterek dört farklı Kahire’den bahsetti. Özelde Kahire’de, genelde ise Mısır’da trafik ışıklarının olmayışını, polisin bulunmayışını ve belediyecilik hizmetlerinin yapılmayışını kaosun göstergeleri arasında sıraladı. Bu kaos ortamını stabilize etmek için baskın olarak dinî kültürün kullanıldığını, Mısır’da dinî kültürün en ideal medeni standartları ifade ettiğini vurguladı.

Mısır, Mağrip’ten Filistin’e uzanan İslâm kuşağının tam ortasında yer alıyor. Eğer burada birbiriyle uyumlu bir hat oluşturulacaksa bu ancak Mısır önderliğinde gerçekleştirilebilir. Bu nedenle Mısır’ın bugünkü konumu ve uluslararası sistemde sergilediği tavır, sadece kendisi değil, Kuzey Afrika’dan Körfez’e kadar uzanan tüm hat için oldukça önemli.

Konuşmacılar Mısır’ın coğrafi şartlarının kültürünü, siyasi ve toplumsal yapısını nasıl şekillendirdiğine değindikten sonra bu parametreler çerçevesinde 3 Temmuz’da seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi odaklı yapılan darbeyi değerlendirdiler. Buna göre 3 Temmuz’daki darbenin tek muhatabının Mursi ve İhvan olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. Sürecin işleyişine baktığımızda Mursi’nin ve İhvan’ın dışında kalan Hristiyanlara, Selefilere ve eski rejim yanlılarına hiçbir şekilde dokunulmamış, hatta bütün bu gruplar darbe destekçisi olarak ordunun yanında yer almışlardır. Fakat Türkiye’deki 28 Şubat sürecinden hareketle Kayapınar, bu durumun orta vadede İhvan’ın lehine dönebileceğine dikkat çekti.

Temerrüt (İsyan) Hareketi ile başlayan bu son süreçte Cumhurbaşkanı Mursi’nin yetkilerini devretmesini isteyen kesimin dillendirdiği gerekçeler arasında çözülemeyen güvenlik sorunu, fakirliğin devam etmesi, devrim şehitleri için adaletin sağlanamaması öne çıkıyor. Bu gerekçelerle meydanlara dökülenler bu sorunların bir yıllık süre zarfında çözülebileceğine inanıyorlardı. Fakat otuz yıllık bir Mübarek yönetimi ve onun arkasında da elli-altmış yıllık bir yükü olan ve binlerce yıldır otoriter bir siyasi kültürle yönetilen bu ülkede, sözkonusu sorunların bir yıl gibi kısa bir sürede çözülemeyecek kadar kökleştiği aşikâr. Mısır halkı pek çok problemin kısa vadede çözülebileceğine ve çözülmediği takdirde iktidardakileri düşürmenin meşru olduğuna inanmış durumda. Bu sebeple 25 Ocak Devrimi’nden beri defalarca sokaklara döküldüler; kâh Mübarek rejimine kâh Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyine kâh Mursi yönetimine kâh darbecilere karşı. İshak Arslan bu durumu şöyle özetliyor: “Mısırlılar kendi muktedir güçlerini siyasi iradeyi halk ayaklanması ile değiştirebilmekte buluyorlar.” Bu da Mısır’da siyasi istikrarsızlığın daha uzunca bir süre devam edeceğini gösteriyor.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir