Cumhuriyet Türkiyesinde Tek Parti Dönemi ve Entelektüeller

Paylaş:

Medeniyet Araştırmaları Merkezi’nin Entelektüeller üst başlıklı toplantı dizisinin sekizinci ayağı konuğu Murat Belge oldu. Belge, “Tek Parti Dönemi ve Entelektüeller” başlıklı konuşmasını iki bölümde gerçekleştirdi. İlk bölüm Türkiye dışındaki ülkelerde aydın problematiği üzerine iken, ikinci bölüm Türk düşünce hayatının “kurucu babaları” hakkında oldu.

Belge öncelikle, Türkiye’de aydın kişiye yüklenen anlam ve değerin, aydını entelektüel vasfının haricinde ve ötesinde olan bir toplumsal role yerleştirdiğini açıkladı. Bu durumun, aydının kabul veya red gibi iki uç nokta arasında konumlandırılmasına yol açtığını ifade eden Belge’ye göre aydınlar, asıl meşguliyetleri olan entelektüel üretim ve faliyetlerin ötesinde siyasi bir konuma zorlanmaktadır.

Belge’ye göre Fransa, İngiltere ve Amerika gibi modernleşme süreçlerini kendi iç dinamikleri üzerinden yaşayıp şekillendiren ülkeler ile bu ülkeleri örnek alarak yapay modernleşme yolları uygulayanlar arasında aydın anlayışı ve aydından beklenenler konusunda farklılıklar vardır. Fransa’da “ağır” bir dille yazılmış edebi ya da felsefi bir metnin yazarına, neden halkın anlayacağı bir üslupla yazmadığının sorulmayacağını buna örnek olarak veren Belge, Türkiye’de ise aydının “halka inmesinin” adeta bir mecburiyet olarak görüldüğünü ifade etti. Böylelikle aydından beklenenin, halkın anlayacağı seviyede bir dönüştürme ile bu tür eserleri aktarması veya nakletmesi olduğunu sözlerine ekledi.

Belge, Militarist Modernleşme adlı kitabının okumalarını yaptığı dönemde, kendi doğal tarihsel akışları yerine “ileri” ülkeleri model alarak modernleşme sürecine giren bu ülkelere baktığı zaman, aydın yaklaşımında kendi içinde benzerlikler gördüğünü ifade etti. Bu bağlamda, nasıl modernleşileceğini anlayan, bilen ve uygulayan birilerine olan ihtiyaç sebebiyle aydınlara siyasi bir rol biçilerek “lokomotif” görevi görmesi beklenmektedir. Bu potansiyele sahip bir aydın kesiminin olmadığı durumlarda modernleşme kararı alan bir devlette bu ihtiyacı karşılamak için ya aydın ithal edilmiş ya da eğitim görmek üzere gençler gönderilip yetiştirtilmeye çalışılmıştır. Böylelikle, bir modele bakarak modernleşen ülkelerde aydın hem bilen hem de uygulayan kişi olmak durumundadır. Her ne kadar bilgi ön planda olsa da aydından eylem de beklenmektedir. Toplum için ne yaptığı önem arz etmektedir.

Konuşmasının ikinci bölümünde 1890-1905 yılları arasında doğan Türk aydınlarını konu alan Belge, tarih aralığı tercihinde, Abdülhamid’in kurduğu eğitim sisteminin ancak bu tarihlerde kamuda etkili olacak gençler yetiştirir hale geldiği tespitinin belirleyici olduğunu ifade etti. Bu tarihten önceki pek çok önemli isimden biri olan 1842 doğumlu Osman Hamdi Bey’in ya da 1860 doğumlu Salih Seki Bey’in yetiştiği dönemlerde, toplumda ancak ayrıcalıklı ailelerin özel eğitim alan çocuklarının söz alabildiği bilinmektedir.

Belge’ye göre bu dönemde doğup formasyonunu büyük ölçüde Osmanlı eğitim sistemi içinde tamamlamış olan bu aydınlar, Cumhuriyet’in düşünce ve bilgi üreten kurumlarını disiplinlerin evrensel ölçüleri içinde kurmuşlardır. Sadece isimleri ile sıralayacak olursak: 1890 doğumlu olan Sadrettin Celal Antel ve Zekeriya Sertel; 1891 doğumlu Mehmet İzzet; 1892 doğumlu Muhsin Ertuğrul ve Şerif Muhittin Targan; 1893 doğumlu Ömer Rıza Doğrul ve Ali Fuat Başgil; 1894 doğumlu Fahri Rıfkı Atay; 1895 doğumlu Sabiha Sertel; 1897 doğumlu Hasan Ali Yücel, Ahmet Hamdi Başar, Şevket Süreyya, Vedat Nedim Tör; 1898 doğumlu Nurullah Ataç, Süheyl Ünver, Nusret Hızır, Peyami Safa, Remzi Oğuz Arık; 1901 doğumlu Ahmet Hamdi Tanpınar ve Hilmi Ziya Ülken; 1902 doğumlu Nazım Hikmet, Hikmet Kıvılcımlı, Nihal Atsız, Ömer Lütfi Barkan, Mesut Cemil; 1903 doğumlu Suut Kemal Yetkin ve Besim Darkot; 1905 doğumlu Yavuz Abadan ve Arif Müfit Mansel bu kuşakta yer almaktadır.

Osmanlı eğitim sistemi içinde yetişip Cumhuriyet’in kuruluşuna tanık olmuş bu isimler Belge’ye göre, öznel fikirlerimizden bağımsız olarak, hem kendisine hem kariyerine saygılı olan, ahlakî erdem sahibi kişilerdir. Bu aydınlar Osmanlı’nın sıkıntıda olduğu dönemde toplumun kurtuluşuna kafa yormuş ve yaptıkları işin iyi olmasına önem vermişlerdir.

Kültür-yoğun ve ideoloji-zayıf olan Osmanlı’dan, tam aksi yapıdaki ideoloji-yoğun ve kültür-zayıf Cumhuriyet’e geçişle birlikte, eğitim sistemi “vatandaş” yetiştirmeye odaklanmıştır. Belge’ye göre, böyle bir ortam aydın yetişmesine imkan vermemiştir. Zira bilimin ilerlemesi ve yeni disiplinlerin kurulması için eleştirel ve özgür düşünceye ihtiyaç vardır. Dogma ve ilkelerin peşin kabulü şart koşulduğunda ise bu mümkün değildir. Bu nedenle kuruluş dönemi, aydından halka inmesini ve bir yerde üretilmiş bilgiyi nakletmesini beklemiştir. Belge’ye göre Türkiye üniversitelerinde bilgi üretilememesinin – Türkoloji bölümü de dahil- sebebi budur.

Tek parti devri şartlarının aydın olmanın ve yetiştirmenin doğasına aykırı olduğunu belirten Belge, ancak 1950’den sonraki çok partili dönem itibariyle Türkiye’de aydın yetiştirmeye başlandığını ve bu kuşakların da günümüz aydınını temsil ettiğini söyleyerek konuşmasını sonlandırdı.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir