Ayanlar Çağında İçel Sancağında Sosyal Hareketlilik

Paylaş:

“Ayanlar Çağında İçel Sancağında Sosyal Hareketlilik” başlıklı doktora tezi Osmanlı’da ayanlık tartışmalarına, İçel sancağı özelinde ışık tutan bir çalışma. Ensar Köse’nin İstanbul Üniversitesi’nde tamamladığı bu tez, İçel’de ayanlık olgusunun ortaya çıkışı, gelişimi ve ayanların içinde yaşadıkları toplumun diğer kesimleriyle ilişkileri ve bunların neticeleri üzerinde duruyor. Eylül ayı Tez – Makale sunumlarında misafir ettiğimiz Köse’nin konuyu İçel sancağı özelinde ele almasının nedeni ise, kendisinin İçelli olması ve ayrıca o bölgeye dair çalışmaların azlığı ve mevcut literatürün yetersizliğidir.

Büyük oranda Osmanlı arşiv kaynaklarından faydalanılarak hazırlanılan tezin giriş bölümünde Köse, Türkiye ve Türkiye dışındaki tarihçilerin yazdıklarından müteşekkil ayanlık literatürünü değerlendirerek, bu eserlerde işlenen konuları dört alt başlıkta inceliyor. Bu bağlamda, ilkin, ‘Ayan – Mütegallibe – Derebeyi Üçgenine Sıkışan Zümre’ başlığı altında Köse, birbirinden çok ince çizgilerle ayrılan bu üç terimin hususiyetlerinden hareketle ‘ayan’ın ne olduğunu tarif etmektedir.

İkinci husus, ‘Ayanlığın doğuş tarihi’ konusunun tarihçiler tarafından sıklıkla ele alınmasıdır. Köse’ye göre, bunun temelinde, ayanlığın devlet eliyle kurulmuş bir müessese olması fikri yatmakta ve bu fikir de tarihçileri bu müessesenin ne zaman kurulduğu arayışına götürmektedir. Oysa, ayanlık sosyolojik bir olgu olarak zaman içerisinde ortaya çıkmıştır, bundan ötürü de bir tarihlendirme yapmak güçtür. Ayanlığın doğuş tarihi kabul edilen 1680 ve 1726 tarihleri tartışmalıdır. Nitekim, yerli tarihçiler tarafından hiç sorgulanmadan benimsenen 1726 tarihinden daha önce, 1723’teki Osmanlı-İran Savaşı ve sonrasında, güçlü valilere duyulan ihtiyaca binaen pratik bir çözüm olarak Anadolu’da güç sahibi yerel beylere valilik verilmeye başlanmıştır. Bununla birlikte, İçel sancağı için bu tarih daha da önceye gitmektedir. İçel sancağında güçlü bir hanedan olan Sunullah Paşa, bu tarihten önce, 1721’de İçel valiliğine getirilmiştir.

‘Ayanların merkezî idare ile münasebetleri’nin tartışıldığı üçüncü başlıkta Köse, ayanlığın feodal bir karakter taşıyıp taşımadığını, merkez açısından bunların adem-i merkeziyetçilik özelliğine sahip olup olmadıklarını Halil İnalcık ve Bruce McGowen gibi tarihçilerin görüşleri bağlamında incelemektedir. Dördüncü ve son başlık ise, ‘Ayanların servet ve nüfuz edinme yolları’. Köse’ye göre, bu, doğrudan mukataalar, çiftlikler ve devlet bazında belli mevkileri edinme ile ilintilidir. Ayanların güç ve nüfuzlarını artırmaları bir nevi devlet eliyle gerçekleşmiş ve ayanlığın doğuşunu hızlandıran bir faktör olmuştur. 

Daha sonra Köse, konuyu İçel örneğinde detaylandırmaktadır. Burada öncelikle, İçel’in genel durumu hakkında bilgi veren Köse, Türkiye’nin güneyinde, Orta Toroslar’da, tam bir yarım ada sayılmayan, oldukça engebeli, sarp ve dağlık bir yapı arz eden, yerleşimin sahil kesiminde yoğunlaştığı, insanların yaylak-kışlak hayatı yaşadığı ve ekonomisinin, tarımdan ziyade hayvancılığa dayandığı bir bölge olan İçel sancağında ‘Ayanlığın üzerinde yükseldiği problem alanları’nı, yani ayanlığın ortaya çıktığı tarihlerde, bu bölgedeki ciddi problem kaynaklarını tespit etmek için 1700-1720 arasındaki şikayet ve diğer defter ve belgeleri inceliyor. Söz konusu kaynaklarda 353 şikayet kaydına rastlayan ve bunların bir istatistiğini yapan Köse, eşkiyalık şikayetlerinden sonra tımar ve zeametlerden kaynaklanan şikayetlerin ve sonrasında da idarî istikrarsızlıktan, sık sık vali değiştirmekten kaynaklanan sıkıntıların ilk sıralarda yer aldığını tespit ediyor.

Tezin ikinci bölümünde, İçel’deki büyük ayan aileleri, hanedanlık tarihleriyle ele alınmaktadır. Buna göre, Sunullah Paşazadeler, Gölgelioğulları, Osmanoğulları, Sarı Nebioğulları, Arslan Gazioğulları, Can Osman ve İnce Alioğulları bölgedeki en güçlü 7 ayan ailesidir. 1690 ile 1795 arasındaki 105 yıllık süreyi çalışmasına dahil eden Köse, 1690 yılında hanedanların artık belirgin hale gelmeye başlamasının altında, bunların daha önceden devam ettirdikleri iltizamı sabitleştirmeleri, mütesellimliği ellerinde tutmaları, dolayısıyla güçlerini stabilize etmeleri gibi sebeplerin yattığını öne sürmektedir. Nitekim, genel anlamda 17. yüzyılın sonları, güçlü ayan ailelerinin tebarüz etmeye başladıkları zaman dilimi olarak kabul görmektedir. Köse’nin bulgularına göre, İçel, coğrafi konumundan ötürü daha izole ve dışarıya kapalı bir bölge olmasına rağmen, orada da ayanların yükselişi aynı tarihlerdedir.

İçel bölgesinin en etkili ayan ailesi olan Sunullah Paşazadelerin menşei Zeyne kasabasına gelip yerleşen Şeyh Ali Semerkandî soyuna dayanmaktadır. Oğlu Zeynelabidin bölgede ciddi bir nüfuz elde eder ve oğullarına hatırı sayılır miktarda tımar ve zeametler verilir. Böylece Sunullah Paşazadelerin nüfuzu bir yandan dini bir otorite ve saygınlığı olan bir kişiye; diğer yandan da ekonomik olarak, elde ettikleri topraklar üzerinde tasarruf edebilme hakkına dayanmaktadır. 17. ve 18. Yüzyıl kayıtlarını incelediğinde, bu hanedanların ellerindeki toprakların artık bir tımar ve zeamet olmaktan çıkıp, mülk çiftliklere dönüştüğünü gözlemleyen Köse -küçük bir ihtiyat payı bırakarak-, Sunullah Paşazadelerin ve diğer hanedanların asıl zenginlik kaynağının da bu mülk çiftlikler olduğunu iddia etmektedir.

Üçüncü bölümde özellikle ikinci bölümde anlatılan hanedanlık tarihlerinin Osmanlı sosyal tarihi içerisinde nereye oturtulabileceği üzerinde durarak, sosyolojik çözümlemelerle ayanlığı sosyolojik bir vaka olarak tetkik eden Köse, önce hanedanlıkları menşeleri, hane yapıları ve zenginlik kaynakları bakımından ele alıyor; akabinde de dikey ve yatay sosyal hareketliliği İçel ayanlığı bağlamında tartışıyor. Buna göre, dikey sosyal hareketlilik bağlamında, ayanların yükseliş mücadelesinde ulaşmak istedikleri hedeflerin başında sırasıyla subaşılık, mütesellimlik ve mutasarrıflık gelmektedir ve yükselme basamaklarında karşılaştıkları riskler ise sürgün, hapis ve idam cezalarıdır. Yatay sosyal hareketlilik bağlamında ise, sancak arazisi üzerindeki İçel’in yönetim merkezinin sabit olmamasından ve konar-göçer aşiretlerin hayat tarzlarından kaynaklanan bir hareketlilik söz konusudur. Aşiretlerin bu dinamizminden ayanlar elbette çıkarları doğrultusunda faydalanmışlardır ve onları gerektiğinde bir nevi kendi silahlı güçleri olarak kullanmışlardır. Diğer yandan aşiretler de “devlet” ile sorunlar yaşayınca bir ayanın himayesine girerek, onların kapı halkı olmuşlardır.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir