Balkanlarda Müslüman Kimliğinin Antropolojisi & Arnavutların Müslümanlaşma Süreci ve Osmanlı Algısı

Paylaş:

Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin düzenlediği Balkan Tarihi Konuşmaları çerçevesinde 25 Nisan 2015’te “Balkanlarda Müslüman Kimliğinin Antropolojisi” başlıklı sunumuyla Metin İzeti’yi ve 18 Mayıs 2015’te “Arnavutların Müslümanlaşma Süreci ve Osmanlı Algısı” başlıklı sunumuyla Fahruş Recebi’yi dinledik.

Metin İzeti konuşmasını, özellikle eski Yugoslavya sınırları içerisinde kalan ve bugün Makedonya, Bosna Hersek, Arnavutluk, Kosova, Sırbistan gibi ülkelerin üzerinde bulunduğu coğrafyaya yoğunlaşarak söz konusu bölgeye İslam’ın hangi şartlarda, hangi unsurlarla, hangi şekliyle intikal ettiği, Balkan müslüman kimliğinin inşasında hangi faktörlerin, nasıl rol oynadığı gibi hususlar üzerine inşa etti. Bu minval üzere öncelikle İslam öncesi Balkanlar’ın durumundan kısaca bahseden İzeti, Balkanlar’ın o dönemde daimi bir egemenden yoksun olduğu için kaotik bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekti. Kilise otoritesinin muğlaklığından dolayı dinî yapısında da bir muğlaklık bulunduğu ve dönemsel olarak aktörleri değişmekle beraber nisbî olarak güçlenenin diğer etnik ve dinî unsurlara zulm ettiğini ve bunun da nihai kertede “fethedilmeye” müsait bir yapı ortaya çıkardığını belirtti. Bununla beraber Osmanlı’nın asıl başarısının kendini silah kullanmadan benimsetmesi ve bölgedeki dönüşümü silah dışı unsurlarla gerçekleştirmesi olduğunu vurgulayan İzeti; Osmanlı’nın ve dolayısıyla İslam’ın dervişler üzerinden bölgeye taşınmasının Balkan İslam’ının karakterinin şekillenmesinde en önemli paya sahip olduğunu ve söz gelimi Endülüs’e giden İslam’dan farklı olarak, tasavvufî rengi baskın bir İslam’ın teşekkül ettiğini vurguladı. Söz konusu teşekkül sürecinde rol oynayan temel faktörleri ise şu şekilde sıraladı: I. Osmanlı’nın, 20. yüzyılda dahi varlığını ve etkisini sürdüren, Balkanlarda güçlü bir eğitim/medrese sistemi kurmuş olması. II. Güçlü idarî ve kültürel müesseselerin (ordu, yargı vs. ) tesis edilmesi ki bu kurumlar aynı zamanda topluma yön veren kişileri de çıkaran yapılar olmuşlardır. III. Hukuki normların yanısıra, ahlakî normların yerleşmesinde de önemli rol oynayan tekkeler.

Osmanlı’nın bölgeden çekilmesinden sonra Müslüman kimliğinin de parçalanmaya başladığını belirten İzeti, bu süreçte rol oynayan kritik olayları ise şu şekilde sıraladı: I. Fransız İhtilâli sonrasında bölgede ortaya çıkan milliyetçilik ve bağımsızlık fikrinin bir sonucu olarak 19. yüzyılın hemen başında Osmanlı’dan ayrılan Sırp krallığının sınırları içersindeki Osmanlı/İslam izlerini silmesi. II. Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı arasında yaşanan parçalanmaların Müslüman kitleler arasındaki iletişimi zayıflatması. III. İkinci Dünya Savaşı sonrasında hakim olan komünist sistemin -Arnavutluk açısından özellikle 1967 sonrası -İslâm’ın toplumsal boyutunu sekteye uğratması. IV. Soğuk Savaş’ın bittiği 90 sonrası “anarşik” dönem. Özellikle bu tarihten itibaren Arap ülkelerinden selefî vurgusu yoğun bir İslam anlayışının bölgeye hakim olmaya başladığını ve bunun yerleşik İslam anlayışı ile bir çatışmaya girdiğini belirten İzeti yerel aktörlerin ve güçlü müesseselerin Osmanlı döneminde olduğu gibi tekrar aktif olmaları gerektiğini belirterek sunumunu bitirdi.

Balkan Tarihi Konuşmaları çerçevesinde 18 Mayıs 2015 tarihinde Fahruş Recebi ile gerçekleştirdiğimiz “Arnavutlar’ın Müslümanlaşma Süreci ve Osmanlı Algısı” başlıklı programda ise mesele biraz daha dar bir çerçevede Arnavutluk üzerinden ele alındı. Recebîi konuşmasına esas olarak Arnavutların kılıç zoruyla Müslüman oldukları yönündeki iddiaları eleştirerek başladı. Son yıllarda gerek siyasi çevrelerde, gerek sivil toplum kuruluşları nezdinde ve gerekse tarih yazımında Arnavutlar’ın zorla müslüman oldukları, İslam’ın Balkanlar’da kılıçla yayıldığı tezinin, İslam’ın barış karşıtı ve şiddet taraftarı bir din olduğu hususunun yoğun olarak işlenmeye başlandığını çeşitli örnekler üzerinden ortaya koydu. Konuşmasının devamı boyunca bu tezlerin zayıflığını ve yanlışlığını işleyen Recebi, bunu ortaya koymak için bir yandan ayet ve hadisler üzerinden İslâmi referanslara başvururken bir yandan da yerli ve yabancı (özellikle yabancı) araştırmacıların konuya dair çalışmalarına işaret etti. Bu minval üzere söz konusu “şiddet” tezlerinin doğru olduğunu gösterecek dayanakların yokluğunu tarihî ve sosyal veriler üzerinden ortaya koymak mümkün. Zira bugün muhtelif Balkan dillerinin, dinlerinin ve etnisitelerinin varlıklarını sürdürüyor olmaları, kültürel kod ve davranışların toplumsal hayatta devam ediyor olması, aslında ortada bir asimilasyon ve zorlama politikasının olmadığını açıkça göstermektedir. Şu halde, Arnavutlar özelinde Balkanlar’ın İslam’a geçmeleri  “kılıç”tan daha farklı saiklere dayanmaktaydı ki bunlar, adalet, hoşgörü, barış ve refah olarak özetlenebilir. Osmanlı’nın/İslam’ın bölgeye girmesi ile birlikte birçok Arnavut devlet mekanizması içerisinde kendilerine yer bulmak imkânına kavuştu. Öte yandan bölgede mevcut otorite boşluğu ve bundan kaynaklanan adaletsiz uygulamalar bertaraf edilerek nisbeten daha huzurlu bir ortama kavuşuldu. Keza Osmanlı öncesi Arnavutluk’ta hakim olan adaletsiz vergi sistemi de Osmanlı’nın ve İslam’ın bölgede varlık alanı bulmasından itibaren devre dışı kalmıştı. Arnavutlar’ın İslam’ı tercih etmelerini kolaylaştıran, kitlesel ihtidaları temin eden son ve önemli bir faktör ise İslam öncesi Arnavutlar’ın cârî dini inançlarına karşı kurdukları bağın çok kuvvetli olmamasıydı.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir