Endülüs’ten Çıktık Yola: XVII. Yüzyılda Mağrib, Endülüslüler ve Avrupa

Paylaş:

“Seyahatnameler” konulu tarih okumaları programının “Endülüs’ten Çıktık Yola: XVII. Yüzyılda Endülüslüler, Mağrib ve Avrupa” başlıklı dördüncü oturumunda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden C. Ersin Adıgüzel’i misafir ettik.

Sunumuna seyahatname yazarı olan Ahmed bin Kâsım el-Hacerî’nin hayatı hakkında bilgi vererek başlayan Adıgüzel, müellifin XVI. yüzyılın ikinci yarısında Endülüs’te “el-Hacerü’l-ahmer” adıyla bilinen yerde doğduğunu ve aynı yüzyılın sonunda Endülüs’ten ayrılarak meşakkatli bir yolculuğun ardından Kuzey Afrika’ya gittiğini, Marakeş’te Sa‘dî hükümdarı Mevlây Ahmed’in hizmetine girerek mütercim olarak görev yaptığını aktardı. İlerleyen yıllarda hacca giden ve hac dönüşü 1640’ta Tunus’a yerleşen Hacerî’nin hayatının sonuna kadar burada yaşadığı tahmin edilmektedir. 

1609 yılında III. Felipe’nin İspanya topraklarında yaşayan Müslümanların sürgün edilmesini emreden bir ferman yayınlanması, binlerce Endülüslü Müslümanın Kuzey Afrika sahilleri başta olmak üzere İslam beldelerine yoğun bir şekilde göç etmesiyle sonuçlanmıştır. Söz konusu göç dalgası esnasında kendilerini taşıyan gemiciler tarafından malları gasp edilen bazı Endülüslülerin Marakeş’e gelerek Sa‘dî sultanına şikayette bulunmaları üzerine Sa‘dî sultanı Hacerî’nin başkanlık ettiği 5 kişilik bir heyeti gasp edilen malların teslimini talep eden bir yazı ile 1610’da Fransa topraklarına göndermiş, Hacerî’nin seyahatnamesinin temelini de bu yolculuk esnasında yaşadığı olaylar oluşturmuştur.

Hacerî’nin seyahatnamesinin dikkat çeken en önemli özelliklerinden biri anlatısının Fransa ve Hollanda’da bulunduğu bir buçuk yılda görüştüğü kişiler üzerinden kurulmuş olmasıdır. Eserin Kitâbu Nâsıruddîn ale’l-kavmi’l-kâfirîn (Kafirler topluluğu karşısında dinin yardımcısı) şeklinde isimlendirilişi de bu kurguyla tam bir uyum içindedir. Dolayısıyla Hacerî’nin seyahatnamesi gördüğü yerlere dair bilgilerden ziyade görüştüğü kişilerle arasında geçen ihtilatlarla doludur.

Hacerî’nin seyahati Fransa’ya gitmek üzere Mağrib’den bindiği gemiyle başlar. 30 günlük bir deniz yolculuğunun ardından Havre Limanı’ndan karaya çıkan Hacerî, buradan Paris’e geçmiş. Genellikle dört katlı evlerden oluşan mamur bir şehir olarak tasvir ettiği Paris hakkında Hıristiyanların “Kostantiniyye’den sonra dünyanın en büyük şehridir” dediklerini kaydetmiş, Fransa’dan ayrıldıktan sonra 4 günlük bir deniz yolculuğu sonunda ulaştığı Hollanda’nın Amsterdam şehrinin (Hacerî Müsterdâm adıyla bahseder) neredeyse Paris kadar güzel bir şehir olduğunu kaydetmiştir. Hacerî’nin Fransa ve Hollanda’da görüştüğü kişilere dair verdiği bilgiler XVII. yüzyılın başlarında Avrupa’daki oryantalist çalışmalar hakkında önemli bilgiler sunar. Fransa’da görüştüğü kişilerden Etienne Hubert’ten daha önce bir yıl süreyle Marakeş’te Sa‘dî hükümdarının saray hekimi olarak görev yapan ve şehrin önemli kişilerinden biri olduğu sözleriyle bahseder. Hubert, Hacerî’ye kendisini önemli kişilerle görüştürebileceğini söylemiş, ondan da kütüphanesindeki bazı Arapça kitaplarda okuyamadığı kısımları okumasında yardımcı olmasını istemiştir. Kur’ân, İbn Sînâ’nın el-Kânûn’u, İbn Âcurrûm’un Arap diline dair Âcurrûmiyye adıyla bilinen eseri, Kâfiye ve Öklid’in geometriye dair bir eseri Hubert tarafından okumak üzere Hacerî’ye sunulan kitaplar arasındaydı. Hacerî’nin Hollanda’nın Leiden şehrinde Arapça öğretilen bir okul olduğunu kaydetmesi ve burada Thomas Erpenius ile Jacobus Golius ile görüşmesi hakkında verdiği bilgiler de Hubert ile olan görüşmesiyle benzerlik arz eder.

Seyahatnamenin en dikkat çekici tarafı hiç şüphesiz Hacerî’nin Fransa ve Hollanda’da görüştüğü Hıristiyan ve Yahudi din adamlarıyla aralarında cereyan eden kelâmî tartışmalardır. Bütün bu tartışmalarda Hacerî’nin Hıristiyanlık konusunda son derece bilgili olduğu açık bir biçimde kendisini gösterir. Hacerî’nin verdiği bazı bilgiler muhataplarının benzeri tartışmaları daha önce başka Müslümanlarla da yaptıklarına işaret eder. Ancak Hacerî’yi diğerlerinden ayıran Hacerî’nin sadece şer’î delillere dayanmanın yanı sıra aklî deliller ortaya koyarak ve İncil’den bazı pasajlar alıntılayarak muhataplarının iddialarını çürütmesidir. Hıristiyanların inançlarına ve İncil’e olan derin bilgisinin Endülüs’te doğmuş ve dolayısıyla Hıristiyanlarla aynı toplumda yetişmiş olmasının bir sonucu olduğu muhakkaktır. Daha fazla dikkat çekense Hacerî’nin bu seyahate çıkana kadar geniş bilgi sahibi olmadığı Yahudilik hakkında kısa zaman içinde bilgi edinerek Yahudi din adamlarıyla inanç konularında tartışmalar yapmasıdır. Bunun için bir Tevrat tercümesi okuduğunu kaydetmektedir.

Müslümanların XIII. yüzyıl ortalarından itibaren Endülüs’teki siyasi ve askeri varlıklarının zayıflamasının yaklaşık beş asırdır Endülüs’te oluşturdukları bilim ve kültür sermayesinin ve Arapçanın gücünü de menfi yönde etkilemiş olduğu görülmektedir. Hacerî’nin, Mağrib’in Selâ şehrine yerleşen Endülüslü Müslümanların kendisinden bazı dini kitapları Arapçadan Aljamiadoya tercüme etmesini istemeleri bu bağlamda son derece önemlidir.

Hacerî’nin seyahatnamesi moriskolar olarak bilinen Endülüslü Müslümanların doğup büyüdükleri İspanya topraklarından sürgünlerini, XVII. yüzyıl başlarında Avrupa’daki Hıristiyan ve Yahudi din adamlarının İslam algısını bilgin bir Müslümanın gözünden sunan fevkalade mühim bir eserdir.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir