Mimarî Otonomi ve Medeniyet Ben-İdraki Kavramları Bağlamında Turgut Cansever Projelerinde Biçim İşlev Yapı ve Anlam Analizleri

Paylaş:

Sanat Araştırmaları Merkezi’nin Haziran ayı konuğu Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Bina Bilgisi Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak çalışan Halil İbrahim Düzenli idi. Düzenli ile 2005 yılında aynı bölümde savunduğu yüksek lisans tez çalışması olan “Mimari Otonomi ve Medeniyet Ben-İdraki Kavramları Bağlamında Turgut Cansever Projelerinde Biçim İşlev Yapı ve Anlam Analizleri” üzerine bir toplantı gerçekleştirdik.Türkiye’nin yaşayan en önemli birkaç mimarından birisi olan Turgut Cansever’in mimarlık uygulamaları üzerine detaylı analizlerin yapıldığı toplantıda, Cansever’in mimarlık anlayışının nasıl anlaşılması gerektiği ile ilgili olarak da uzun soluklu bir tartışma yapıldı. Cansever üzerine şimdiye kadar yapılmış olan en kapsamlı monografi olan bu çalışma, Cansever’in mimarlık uygulamalarıyla mimarlık üzerine görüşlerinin eş zamanlı olarak ele alındığı, bir yüksek lisans tezinin sınırlarını fazlasıyla aşan bir kapsama sahip. Düzenli, toplantıda öncelikle Türkiye mimarlık ve şehircilik dünyasında Cansever’in nasıl algılandığına ilişkin bir analiz yaptı. Bu açıdan bakıldığında Cansever’in mimarlığına ilişkin üç bakışın öne çıktığını belirtti. Bunlardan ilki, onun teorisine duyulan ilgiyle kendini gösteren teorisist bir bakıştı. Bir diğeri, başarıları uluslararası düzeyde de tescillenmiş olan mimarlık uygulamalarına bakan fakat onun teorisine gönlü yatkın olmayanların düşünceleriyle kendini göstermekteydi. Üçüncüsü ise, Cansever’in çalışmalarını teorik ve uygulamada bir bütün olarak gören fakat ne ret ne de kabul edenler olarak kendini göstermektedir. Düzenli bu üç bakışın da eksiklikler içerdiğini ve Cansever’in mimari serüvenini anlamak için buradaki yaklaşımlardan farklı bir dördüncü bakışa ihtiyaç olduğunu belirtti.Düzenli’ye göre, bir mimarın uygulamaları ve görüşlerinin nasıl anlaşılması gerektiği ile alakalı bir tezin cevap vermek zorunda olduğu mimarlık tarihi açısından temel sorulardan birisi, “Yapı ustalarının bir mimara nasıl dönüştüğü?” idi. Türkiye gibi toplumlarda bu soru daha merkezî bir yer teşkil etmekteydi. Bu sorunun cevabı ise, mimarlık alanının hem fen bilimleri, hem sosyal bilimler, hem de estetik ve sanatın kesiştiği bir alan üzerinde kurulmasından dolayı farklı farklı şekiller aldığı ve içinde iş görülen kavramsal yapıların nihai hükmü doğrudan etkilediğiydi. Cansever gibi geleneksel İslâm-Türk mimarlık uygulamalarından derinden etkilenmiş bir mimar söz konusu olduğunda ise, bu sorunun cevabı daha karmaşık bir hal almaktadır. Düzenli bu soruyu, Cansever’in mimarî uygulamalarının gelişimini tek tek ele alarak ve sanatındaki biçim, işlev, yapı ve anlam değişimlerini hem onun kendi mimarisiyle ilişki içinde hem geleneksel Türk İslâm mimarlık sanatıyla bağlantı noktalarıyla birlikte ele alarak cevaplandırıyor.Düzenli’ye göre, Cansever’in söylemine ve projelerine bakılırken kurulan üst çerçeveler yetersiz/eksik kalmaktadır. Örneğin, modernizm, postmodernizm, rejyonalizm, üniversalizm, historisizm, tradisyonalizm, İslâmî bağlam vb. gibi. Medeniyet ben-idraki ve aidiyet kavramları bu çerçevelerin eksiklerini belirlemede ve metodolojik yanlışlarını düzeltmede kullanılabilir ve bu tezde kullanılmıştır. Mevcut sıkıntılar genellikle metodolojik yetersizliklerden kaynaklanmaktadır. Örneğin, mimarî araştırma literatüründeki gamma analizi tekniği yalnızca binaya ait erişim grafiklerini vermekte ve sınırlı yorumları barındırmaktadır. Bu teknik sentaktik ve semantik analiz teknikleri ile birlikte kurgulandığında ise hem mimarinin otonomisine yönelik hem de söyleme yönelik yorumlar daha net hale gelmektedir.Düzenli’nin burada özetlenmesi zor olan etraflı analiziyle ilgili olarak belirtilmesi gereken noktalardan birisi de, kavramsal tartışmalarını temellendirdiği yöntem araçları. Bu çerçevede ortaya çıkan iki kavram, Düzenli’nin tezini anlamak açısından ciddi bir yer tutuyor: Mimarî otonomi ve medeniyet ben-idraki. Düzenli’ye göre, mimarî otonomi, mimarın eserini tasarladığı bir yönüyle subjektif şartlara diğer yönüyle de biçim-işlev-yapı gibi eserin görünümlerine göndermede bulunan bir düzeye işaret etmektedir. Bu üç düzeyi tamamlayan bir dördüncü analiz aracı ise mimarî eserin anlamı sorununda düğümlenmektedir. Eserin anlamının tespiti için bakılması gereken ise, eserin içinde üretildiği kültürel havzanın bireye açtığı alan olan ben-idrakinin belirleyiciliğiyle ilgilidir. Turgut Cansever’in söylemi ve yapılarının analizlerinden çıkan sonuçlar bu dört başlık altında incelenebilir: 1. Biçim, 2. İşlev, 3. Yapı, 4. Anlam analizlerinden çıkan sonuçlar. İlk üç başlık mimarî otonominin alanıyla bağlantılıyken, sonuncusu ben-idraki düzleminde belirlenebilir. Mimarın kavramsal çerçevesine göre bakıldığında, ayetler, hadisler, füsus ile yeni ontoloji, genetik estetik ve yapılı çevre olarak mimarlık tarihinin örtüştürülmesi Cansever mimarlığın ilk kaynağıdır. Biçim analizlerine göre, modern biçim algısı, tarihsel biçim repertuarı ve malzemenin estetiği; işlev analizlerine göre, iç-dış mekân birlikteliği, insan ölçeği ve hareket halindeki hayatın, hareketin mimarisine dönüşümü; yapı analizlerine göre ise geleneksel-çağdaş malzeme ve yapı üretim teknolojilerinin birlikteliği diğer kaynaklardır. Anlam analizlerine göre ise, İslâm-Osmanlı-Türk medeniyet ben-idraki Cansever’in bir diğer kaynağıdır.Düzenli’nin, 362 sayfalık tezinde, Cansever’in eserlerini hem ayrıntılı fotoğraflama, biçim-yapı-işlev analizlerine tâbi tutma, hem de ait olduğu toplumun tarihi içindeki yerine yerleştirme konusundaki başarısı, detaylı bir yöntem tartışmasını eserinde harmanlamasıyla yakından ilişkili görünmektedir. Örneğin, Cansever’in eserlerini Akdeniz medeniyetinin bir dışavurumu olarak mı yoksa İslâm mimarlık geleneğinin ürünleri olarak mı okumak gerektiği noktasında, onun eserini kurarken dayandığı güçlü ve esnek medeniyet tavrını görmeden Braudel’in Akdeniz medeniyeti kategorisine yerleştirmek, ona göre imkânsızdır. Düzenli’ye göre, Turgut Cansever’in kullandığı kavramlar ve projelerinin otonom özellikleri birlikte ve kronolojik olarak düşünüldüğünde bir tutarlılık söz konusudur. Ayrıca, söylemi ve projeleri bir bütün olarak incelendiğinde görülmektedir ki, 1943’den 2001’e Cansever söylemi ciddi kırılmalar geçirmemiş. Bu anlamda, bazı araştırmacılar tarafından zikredilen mimarî projelerindeki farklılıklar bir kırılmayı değil, aynı düşünce sisteminin ve mimarî uygulamaların faklı aşamalarını göstermektedir. Düzenli’nin iddialı çalışmasıyla da bağlantılı olarak söylenebilecek bir önemli nokta ise, Türkiye mimarlık, kentleşme ve yerleşme sorunlarının ele alınması için yapılacak bir epistemolojik tartışmanın tarihî ve kültürel verimleri ne kadar, ne düzeyde içereceği noktasında düğümlenmektedir. Çünkü bu sorun hem mimarlığın ürünlerini değerlendirmede hem de yaşanabilir bir çevrenin inşasında karşımıza çıkacak olan pek çok sorun alanını birlikte içerebiliyor.Düzenli’nin iki saati aşan dakik ve ayrıntılı sunumu zevkli ve uzun bir müzakereyle neticelendi.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir