Hatıralarla Yakın Tarih-12: Hüseyin Kâzım Kadri’nin Hatıraları

Paylaş:

Ha­tı­ra­lar­la Ya­kın Ta­rih oku­ma­la­rı­nın 12. ki­ta­bı Hü­se­yin Kâ­zım Kad­ri’nin Meş­ru­ti­yet’ten Cum­hu­ri­yet’e Ha­tı­ra­la­rım (haz. İs­ma­il Ka­ra, İs­tan­bul: Der­gâh Ya­yın­la­rı, 2000) ad­lı ese­riy­di.Ki­tap Hü­se­yin Kâ­zım’ın iki kı­sım ha­lin­de ha­zır­la­nan ha­tı­ra­la­rın­dan oluş­mak­ta­dır. Ki­ta­bın gi­ri­şin­de İs­ma­il Ka­ra’nın, ya­za­rın ha­ya­tı ve eser­le­ri hak­kın­da ka­le­me al­dı­ğı uzun­ca sa­yı­la­bi­le­cek bir ter­cü­me-i hâl yer alır. Bu kı­sım­da, H. Kâ­zım Kad­ri’nin eği­tim ha­ya­tı, dev­let ka­de­me­sin­de al­dı­ğı gö­rev­ler, dö­ne­min ön­de ge­len isim­le­riy­le dost­luk­la­rı, on­lar­la be­ra­ber yap­ma­yı plan­la­dı­ğı gi­ri­şim­ler, İt­ti­hat ve Te­rak­ki Ce­mi­ye­ti ile iliş­ki­si, Mil­li Mü­ca­de­le yıl­la­rın­da al­dı­ğı gö­rev­ler/yap­tı­ğı kat­kı­lar ve ka­le­me al­dı­ğı eser­ler gi­bi pek çok ko­nu ti­tiz­lik­le in­ce­len­miş­tir.Ki­ta­bın ge­ne­li için söy­le­ne­cek bir şey var­sa eğer, o da Hü­se­yin Kâ­zım Kad­ri’nin he­men her olay ve ki­şi hak­kın­da ta­kın­dı­ğı eleş­ti­rel ta­vır­dır. Özel­lik­le İt­ti­hat­çı kad­ro ve Mil­li Mü­ca­de­le’yi ger­çek­leş­ti­ren An­ka­ra yö­ne­ti­mi­ne kar­şı ol­duk­ça sert ifa­de­ler içe­ren bir dil kul­lan­mış­tır. Eser, si­ya­sî pek çok ola­yı zik­ret­me­si ve de­ğer­len­dir­me­si ba­kı­mın­da önem­li­dir.Hü­se­yin Ka­zım Kad­ri, ken­di­si de İt­ti­hat ve Te­rak­ki Ce­mi­ye­ti’nin İs­tan­bul Şu­be­si üye­le­ri ara­sın­da biz­zat yer al­ma­sı­na rağ­men, ki­ta­bın pek çok ye­rin­de İt­ti­hat­çı yö­ne­ti­ci­le­re ağır sa­yı­la­bi­le­cek ten­kit­ler ya­par; on­la­rı “bur­nu­nun ucu­nu gör­me­mek”le, “mem­le­ke­ti bil­me­mek”le it­ham eder ve üst kad­ro­yu “ko­mi­ta­cı­lık dı­şın­da baş­ka bir şey dü­şün­me­yen beş on ser­se­ri” ola­rak ni­te­ler.Ese­rin bir baş­ka hu­su­si­ye­ti II. Meş­ru­ti­yet yıl­la­rı bo­yun­ca mem­le­ke­tin muh­te­lif yer­le­rin­de al­dı­ğı ida­rî gö­rev­ler do­la­yı­sıy­la yap­tı­ğı ic­ra­at­la­rı ko­nu edin­me­si­dir. Bu an­la­tı­lar­da dik­ka­ti çe­ken bir nok­ta ida­rî gö­re­vi­ni ifa eder­ken ken­di­si­ne, “müs­te­bid-i âdil” ola­rak ni­te­le­di­ği ba­ba­sı­nı ör­nek al­ma­sı­dır. Kal­dı ki Ter­cü­me-i Ha­yat Ya­hut Ai­le­me Ya­di­gâr baş­lı­ğı al­tın­da ka­le­me al­dı­ğı bu ilk ha­tı­ra­la­rı­nın, ha­tı­rı sa­yı­lır bir kıs­mı ba­ba­sı­nın -özel­lik­le Trab­zon’da ger­çek­leş­tir­di­ği- ic­ra­at­la­rın­dan mey­da­na gel­mek­te­dir. Do­la­yı­sıy­la bu an­la­tı­lar­dan da ta­kip edi­le­bil­di­ği ka­da­rıy­la Hü­se­yin Kâ­zım Kad­ri’nin mu­ta­sar­rıfva­li sı­fa­tıy­la gö­rev yap­tı­ğı yer­ler­de kar­şı­laş­tı­ğı prob­lem­ler kar­şı­sın­da bul­du­ğu çö­züm­ler ya da uy­gu­la­dı­ğı yön­tem­ler, da­ha çok ba­ba­sı­nın ta­kip et­ti­ği ‘usû­le’ işa­ret et­mek­te­dir.Bey­rut’ta kal­dı­ğı yıl­lar es­na­sın­da kar­şı­laş­tı­ğı ha­di­se­le­ri ko­nu edin­di­ği say­fa­lar, dev­le­tin özel­lik­le Su­ri­ye böl­ge­sin­de ne ka­dar ac­zi­yet için­de kal­dı­ğı­na da­ir acı an­la­tı­lar­la do­lu­dur. Ce­mal Pa­şa’nın böl­ge­de­ki uy­gu­la­ma­la­rı­nı çok sert ifa­de­ler­le eleş­ti­ri­ye ta­bi tut­tu­ğu da gö­rü­lür.Ha­tı­ra­la­rı­nın ikin­ci kıs­mı, da­ha çok Mil­li Mü­ca­de­le yıl­la­rın­da al­dı­ğı ak­tif rol­le il­gi­li­dir. Bu yıl­lar­da Tev­fik Pa­şa ka­bi­ne­sin­de çe­şit­li gö­rev­ler üst­len­miş­tir. İs­tan­bul hü­kü­me­ti ile An­ka­ra hü­kü­me­ti ara­sın­da­ki Bi­le­cik Mü­lâ­ka­tı’na İs­tan­bul’dan gi­den he­yet ara­sın­da Hü­se­yin Kâ­zım Kad­ri de bu­lun­muş­tur. Mi­sak-ı Mil­lî’nin hem ha­zır­lık aşa­ma­sın­da hem de Mec­lis’e tek­li­fin­de cid­di kat­kı­la­rı ol­du­ğu bil­gi­si­ni yi­ne bu ha­tı­ra­tın sa­tır­la­rı ara­sın­da gör­mek müm­kün. Hü­se­yin Kâ­zım, Mi­sak-ı Mil­li’nin te­şek­kü­lün­de­ki kat­kı­sı­nı zik­ret­me­di­ği için Ata­türk’e ve Nu­tuk’una da ağır sa­yı­la­bi­le­cek ten­kit­ler ge­ti­rir. Yi­ne Da­mat Fe­rid’in Sad­ra­zam­lı­ğa ge­ti­ril­me­me­si ko­nu­sun­da Sul­tan Vah­det­tin’le ce­re­yan eden ağır mü­na­ka­şa­nın ar­ka pla­nı da bu ha­tı­rat­tan iz­le­ne­bil­mek­te­dir.Ki­ta­bın dik­ka­te de­ğer en önem­li ak­ta­rım­la­rın­dan bi­ri de Hü­se­yin Kâ­zım’ın böl­ge­de­ki di­ğer Türk nü­fus­la bir­lik­te Bey­rut’tan ay­rıl­dı­ğı sah­ne­dir. Bu, Arap­lar­la Türk­le­rin as­lın­da bir bü­tü­nün iki ay­rı par­ça­sı ol­du­ğu fik­ri­ni tah­kim eder. Hü­se­yin Kâ­zım, Bey­rut­lu ha­mal ve hal­kın ge­mi­de­ki Türk­le­ri is­ke­le­de saf tu­ta­rak “Al­lahu yan­su­ru’l-İs­lâm” ni­da­la­rıy­la teş­yi ediş­le­ri­ni “Mu­ham­med’in mu­ci­ze­si” şek­lin­de ni­te­ler; as­lın­da bu ona gö­re “din-i Mu­ham­me­dî’nin vü­cut ver­di­ği ve asır­lar­dan be­ri ida­me­ye mu­vaf­fak ol­du­ğu ‘uhuv­vet-i di­ni­ye’ye ait bir te­za­hür ve ga­le­yan”dan iba­ret­tir.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir