Ortadoğu’da Değişim Talepleri ve Mısır

Paylaş:

Ortadoğu Konuşmaları çerçevesinde Küresel Araştırmalar Merkezi’nin Şubat ayı konuğu Yıldız Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Fulya Atacan oldu. Değerlendirmesine Mübarek’in 11 Şubat’ta yaptığı istifa etmeyeceğine ve Eylül ayındaki başkanlık seçimlerinde aday olmayacağına dair açıklamalarla başlayan Atacan, bu konuşmanın halkı aldatmaya yönelik bir hamle olduğunu ve sistem değişmedikçe Mübarek’in istifasının da herhangi bir anlam taşımayacağını belirtti.

Mısır’daki ekonomik, sosyal ve politik yapıyı, gösterilerde kullanılan “ekmek, özgürlük, adâlet” sloganı çerçevesinde özetleyen Atacan, “ekmek” meselesini değerlendirmeye 1952 Hür Subaylar darbesinden sonra başlayan Nasır politikalarını özetleyerek başladı. Nasır cumhurbaşkanlığını devraldıktan sonra devlet eliyle tarım girdilerini kullanarak sanayileşmeyi geliştirmeye ve alt-sınıf ve orta-sınıfın ekonomik durumlarını iyileştirmeye yönelik politikalar izledi. Bu çerçevede, küçük çiftçilerin ellerindeki kiralık toprakların kirasını dondurarak kullanım hakkını kendilerine vermekle kalmadı; büyük toprak sahiplerinden aldığı bir kısım toprakları da küçük çiftçilere dağıttı. Kamu sektörünü ve buna bağlı olarak istihdamı genişletti. Bedava eğitim olanakları sunarak üniversite mezunu bireylere iş garantisi sağladı. Bu sistem, uygulanmaya başlandığı dönemdeki nüfus yapısı ve eğitimli nüfusun azlığı sebebiyle verimli olmadı. Ancak 1967 savaşı ve eğitimli nüfusun artması kamu sektörüne ciddi bir yük oluşturdu.

Sedat döneminde ise bu yapı devam ettirilemedi ve dünya sistemine entegre olmak amacıyla “açık kapı politikası” uygulandı. Bu politika ise üst düzey bürokratlar ile yabancı şirketler arasında bir ittifak oluşmasına yol açtı. Tarım alanında ise Sedat büyük toprak sahiplerine topraklarını geri vermeyi taahhüt etti; ancak bu, Mübarek döneminde uygulandı.

Mübarek döneminde ise temel politika istikrarın sağlanmasına yönelikti. Mübarek ilk seçildiği kısa bir zaman dilimi dışında demokrasi sözü vermedi. 1990’daki ekonomik kriz sonrası IMF ve Dünya Bankası ile bir uyum programı uygulandı. Mübarek, 1992’de çıkardığı bir kanunla toprak sahibi ve kiracılar arasındaki kontratların 5 sene sonra iptal edileceğini ve yeni düzenlemenin piyasa şartlarına göre oluşturulacağını duyurdu. 1990’ların sonunda bu uygulamaların etkisi ile tarım kesiminde ciddi ayak
lanmalar yaşandı. Ancak tam da bu tarihlerde İslâmî hareketleri bastırmak için yoğun çaba harcayan Mübarek, bu ayaklanmaları da terörizm kapsamına sokarak bastırdı. 1991’de uyum politikaları gereğince gelişme için sosyal fon oluşturuldu. Bu fon kapsamında alt-orta sınıflar müteşebbis olmaları için teşvik edildi. Bu politikalar Mısır halkı için önemli bir dönüşüm aracı sayılabilir; zira bu politikalar sonunda ortaya çıkan bazı rakamlar şöyle: 2009’daki işsizlik oranı %21. 2003’-
ten beri asgari ücret belirlenmiş değil. Kamu sektöründe ortalama maaş 684 Mısır poundu (yaklaşık 136 dolar), özel sektörde ise 560 pound (yaklaşık 115 dolar). En düşük aylık 142 Mısır poundu; yani günlük 1 doların altında. Bu gelire sahip bir milyondan fazla insan bulunmakta ve bu rakamlara işsizler dâhil değil. Bu rakamlar Mısır halkının ekonomik düzeyinin gelişimi açısından önemli ipuçları barındırmaktadır.

Sunumunun ikinci kısmında özgürlük sorununu ele alan Atacan, Mısır’ın çok ciddi bir polis-devleti olduğunu ifade etti. Bu yapıyı kuran ve koruyan şey ise, 1980’den beri özellikle toplumu dönüştürmeye çalışan gruplara karşı uygulanan ve artık olağan hale gelen sıkıyönetim temelli hukuk sisteminden başka bir şey değildir. Bu sistemin devamlılığını sağlayan üç tane özel mahkeme bulunmaktadır: Birincisi, sıkıyönetim süresince çıkarılan kanunlara uygunsuz davranışları yargılayan “Sıkıyönetim Mahkemesi”, ikincisi bir nevi “Devlet Güvenlik Mahkemesi”, üçüncüsü ise ispatlanmayan iddiaları önlemek ve muhalefeti baskı altına almak amacıyla kurulan “Değerler Mahkemesi”. Bu mahkeme, 1990’larda Müslüman Kardeşler ve diğer muhalif İslâmî grupların yargılanması için kullanıldı. Bu sistemde ayrıca devlet başkanının istediği dosyayı sıkıyönetim mahkemesine gönderme yetkisi vardır. Ayrıca, 45 günlük gözaltı süresinin sınırsız uzatılması, terörle ilişkilendirilerek keyfi tutuklama yapılması veya evlerin aranması gibi uygulamalar insanların günlük hayatını olumsuz yönde etkilemektedir.

Ordunun sistem içindeki konumuna baktığımızda ise karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır. Nasır, potansiyel bir darbe ihtimaline karşın, kendine sadık üst düzey komutanlar yoluyla orduyu siyasetten uzakta tuttu ve orduyu dengeleyebilecek sivil bir unsur olarak “Arap Sosyalist Birliği”ni kurdu. Sedat ise Nasırsızlaştırma politikası çerçevesinde “Arap Sosyalist Birliği”ni parçalayarak ve Nasır’a yakın üst düzey komutanları tasfiye ederek kendine yakın generalleri bunların yerine geçirdi ve orduyu siyasetten uzak tutmaya çalıştı. Mübarek ise orduyu kendine müttefik yaptı. Orduyu siyasetten uzak tutmakla beraber, ekonomik yapının içinde çok geniş imkânlar sağladı. Mısır’da gıda, savunma, altyapı gibi çok önemli sektörlerde çok büyük ayrıcalıklara sahip olan ordu, sistemin tam kalbinde yer almaktadır. Polisin durumuna baktığımızda, 1974’de 150 bin olan polis sayısı, 2009’da ise 1,5 milyonu aşmış durumda. İçişleri Bakanlığı çalışanların sayısı ise 1,7 milyon; bunların 850 bini resmi polis, 400 yüz bini sivil polis, 450 bini de merkezi güvenlik gücünde çalışmaktadır. Bu sistemde ordu çok daha etkin olmasına rağmen, halkla karşı karşıya gelmediği için halk nezdinde polisten çok daha prestijli bir konumda yer alma avantajını elde etmiştir.

Sunumunu, böylesi bir toplumda adâlet istemenin insanların en doğal hakkı olduğunu belirterek bitiren Atacan’ın katılımıyla gerçekleşen program soru-cevap faslıyla sona erdi.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir