Osmanlı’da Eğitimin Modernleşmesi

Paylaş:

Osmanlı’da eğitim alanındaki modernleşme ve bunun toplumdaki etkileri Osmanlı’da Eğitimin Modernleşmesi (1839-1908) İslâmlaşma, Otokrasi ve Disiplin adlı kitap (İletişim Yayınları, 2010) üzerinden yazarı S. Akşin Somel ile tartışıldı.

Almanca yazdığı doktora tezini İngilizceye çevirirken daha derinlemesine araştırmalar yapan Somel’in, bu araştırmaları sonucunda elde ettiği bulgular neticesinde kitap, farklı bir yöne evrilerek doktora tezinin bir anti-tezi olarak şekilleniyor. Zira doktora tezinde büyük ölçüde “Cumhuriyetçi eğitim paradigması”ndan etkilenen yazar, kitabında genel geçer bir tarih yorumu olan ilerlemeci modernizasyon ve laikleşme görüşünü benimseyen bu paradigmanın hilafına bir yaklaşım benimsiyor ve 19. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan bir süreçte Osmanlı’da eğitim alanındaki modernleşmeyi “Cumhuriyetçi eğitim paradigmasının” aksine, bir “Batılılaşma” olarak değil bir “İslâmlaşma” süreci olarak okuyor.

Somel’e göre Batılılaş-ma idealinin şekillendirdiği bu paradigma, eğitimin modernleşmesini devletin güçlendirilmesi ve kurtarılması amacına hizmet ettiği ölçüde başarılı kabul ederken, aynı zamanda Osmanlı’daki Şii, Alevi ve gayrimüslim kitleyi görmezden gelerek Sün-ni-Müslüman-Türk unsurlar üzerinden okumaktadır. Tevhid-i Tedrisatçı bir yaklaşımı benimseyen bu paradigma ayrıca geleneksel eğitimi olumsuzlayarak/kötüleyerek olayları açıklamaya çalışmaktadır. Kitabın yazım sürecinde paradigmanın bu özelliklerinin kendisinde rahatsızlık uyandırması üzerine Somel, sorgulama yoluna giderek olaylara nasıl farklı bakılabilir sorusunu kendine soruyor.

Osmanlı’da eğitimin modernleşmesinin mecrasını keşfetmeye çalışan yazar bu keşif sırasında derinlere indikçe eğitimdeki modernleşmesinin bir Batılılaşma değil aksine bir İslâmlaşma olduğunun farkına varıyor. Zira, kurumsal olarak her ne kadar bir Batılılaşma yaşansa da yapılmak istenenler ve kullanılan terimler İslâmî temelde cereyan etmektedir. Bu süreçte İslâm çoğu zaman bir “sosyal disiplin” aracı olarak kullanılmıştır. Buna göre eğitim reformları merkezi otoriteye karşı itaat ve sadakat duyguları uyandırmayı hedeflerken, eğitim dinî ve ahlâkî değerlerin telkini için bir araç olarak görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında “Cumhuriyet eğitim paradigması”nın aksine Osmanlı’da eğitimin modernleşmesinin geçmişten radikal bir kopuşu değil aksine ciddi bir devamlılığı yansıttığını ileri süren yazara göre Osmanlı eğitim siyasetindeki bu eğilim 1860’lara kadar devam etmiş ve bu tarihten itibaren daha merkezi ve düzenleyici uygulamalar dikkati çekmeye başlamıştır. Bunun yanı sıra bu tarihten itibaren Tanzimat bürokratları mahalle mekteplerindeki eğitimin yetersizliğinin farkına varmış, pozitif bilimlerin ve pratik derslerin müfredata alınması yönünde somut adımlar atmışlardır. Ancak eğitimin temel omurgası olan İslâmî müfredata dokunulmamıştır. II. Abdülhamid döneminde de eğitim İslâm ve modernleşme sürekliliğinde devam etmiştir. Ancak II. Abdülhamid’i Tanzimat’tan ayıran temel fark, eğitimde İslâm ve modernleşmenin bir sentezini oluşturmaya çalışmasıdır.

Somel, nihayetinde, bu sentez çabasının, eğitim içeriğindeki tutarsızlıklar, müfredat ile devlet okullarının işlevine dair beklentiler arasındaki uçurum nedeniyle kültürel ve kurumsal düzeyde başarısız olduğu görüşünde. Öte taraftan kurumsal ve teşkilat yapısındaki gelişmeler açısından eğitimde bir Batılılaşma mütalaa edilebilse de metot ve amaç yönünden bakıldığında bir İslâmlaşma söz konusudur.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir