Destân-ı Umur Paşa

Paylaş:

Menâkıbnâmeler serisinin onuncusunda Enverî’nin Düsturnâme isimli eserinde yer alan Umur Paşa Destânı ele alındı. 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Feridun Emecen ile gerçekleştirilen toplantıda Emecen, Destân-ı Umur Paşa’da anlatılan bilgilere tarih çerçevesinden nasıl yaklaşılması gerektiği üzerinde yoğunlaştı. Ona göre menâkıb türünde tarih yazma geleneği on beşinci yüzyılda ana çerçevesini çizmiştir ve Enverî’nin Destân-ı Umur Paşa’sı da bu geleneğin devamı niteliğindedir.

Enverî’nin hayatı, asıl adı ve yaptığı görev hakkında elimizde herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Fatih’in seferlerine katıldığı bilinmektedir. Enverî’nin Düsturnâme’sinin içerisinde atıfta bulunduğu Teferrücnâmeisimli başka bir tarih kitabı daha mevcuttur. Müellif konumuz olan Düstürnâmeisimli eserini İstanbul’un fethinden aşağı yukarı 10 yıl sonra, nesir olarak kaleme almış ve veziriazam Mahmud Paşa’ya sunmuştur. Eserin ilk bölümü (1.-18. kitaplar) genel bir İslam tarihi konseptinde hazırlanmıştır ve Peygamberler ve halifeler tarihi hakkında bazı bilgiler vermektedir. İkinci bölümde, 18. Kitapta, ise birdenbire karşımıza Aydınoğulları ve Umur Bey çıkmaktadır. Burada Umur Bey’in 26 gazası zikredilmektedir. Bu bölüm eserin en geniş bölümü olma özelliğini taşımaktadır. Son bölümde (19-22. kitaplar) Osmanlı’nın kuruluş yıllarına dair malumat verilmektedir. Düsturnâme’nin bulunuş hikâyesine gelince, yaklaşık 80 yıl kadar önce Mükrimin Halil Yinanç Paris’te iken eserin bir nüshasını keşfetmiş ve sonra neşretmiştir, ayrıca eser üzerine bir Medhalyayınlamıştır.

Fatih döneminde, ağırlık noktasını Aydınoğulları tarihi ve Umur Paşa Destânı’nın teşkil ettiği bir eseri telif etmenin siyasî veya başka saikleri ne olabilir? Bu yaklaşımı nasıl okumak gerekir? Emecen’e göre bu, yaşadıkları dönemden memnun olmayan bazı tarihçilerin sıkça başvurduğu bir yöntemdir ve geçmişe dönerek oradan bulundukları dönemi eleştirme yaklaşımı ile izah edilebilir. Düsturnâme özelinde değerlendirdiğimizde bu yöntem bu eserde de kullanılmış olabilir. Zira eserin Osmanlı tarihiyle ilgili bölümündeki bilgilerden de anlaşılacağı üzere, İstanbul’un fethinden sonra o dönemki gelişmelere muhalif ciddi bir zümre ortaya çıkmış ve fethin meşruiyeti önem kazanmıştır.

Emecen, İstanbul’un fethinde gemilerin karadan yürütülmesi olayına benzer bir olayın Umur Paşa Destânı’nda da zikredilmesinden hareketle de şöyle bir tez ileri sürmektedir: Mezkûr eser Hacı Selman isminde, Umur Paşa’nın yanında bulunan en önemli adamlardan biri tarafından yazılmıştı. Enverî’den ise bu eseri tekrar gün yüzüne çıkarması istenmiş olmalıdır. Bu talep üzerine Enverî de Hacı Selman’ın eserini elimizdeki metne dönüştürür. Böyle bir eserin istenme sebebini Umur Paşa’nın Osmanlı’daki tanınmışlığına bağlayan konuşmacı, deniz gazaları, İzmir’in fethi, Sakız baskını gibi faaliyetleriyle Umur Bey’in Osmanlı’da haklı ve efsanevi bir şöhrete sahip olduğuna dikkat çekmektedir.

Enverî’nin eserinde gaza ve gazilik kavramlarını dönemin ruhuna uygun bir tarzda dönüştürerek Umur Paşa vasıtasıyla vermeye çalışmasını gaziliğin İslamî bir formasyon kazanmaya başladığı yeni bir anlayışın yansıması olarak gören Emecen’in ifadesiyle, eser bu anlamda belli belirsiz ideolojik bir çerçeveye bürünmüştür. Eserde Umur Bey’in İzmir’i fethetmesi –kâfirlerin merkezi olması hasebiyle– gazilik mefhumu için çok münasip görünmektedir. Gazilik vurgusuyla ayrıca Umur Bey’in dindar bir şahıs olduğuna işaret edilmektedir. Umur Bey’in gelen izdivac tekliflerini kabul etmemesi, heva ve hevesine yenik düşmemesi, Allah yolunda bir mücahit ve gazi olması Fatih döneminde gaziliğe yüklenen ruha da uygun düşmektedir.

Umur Bey’in “Ulubey” oluşunun hikâyesi de destânda yer alır. Babasının vefatından sonra amcaları kendisine “Ulubey”liği teklif ederler. Umur bey ise tahtı abisi Hızır Beye teklif eder. Hızır Bey büyük ağabey olmasından ötürü tahta geçmesi gerekirken “senin hakkındır” diyerek tahtı kardeşi Umur Bey’e bırakır. Bu hikâyenin gerçekte vuku bulmadığını düşünen Emecen, burada tarihçinin metni değerlendirirken altyapıdaki birtakım gelişmeleri görmesi gerektiğini vurguluyor: Abi Hızır Bey’in tahtı kardeşine bırakmasının arkasında, kardeşler arasında ciddi bir rekabet ve çatışma bulunması ve Umur Bey’in gücünü arttırıp beyliği ele geçirmesi gibi saikler yatmaktadır konuşmacıya göre.

Eserin bir başka özelliği, eserde menâkıbnâme türüne girecek hikâyelerin çok fazla yer almamasıdır. Eser tarih yönü ağır basan bir çerçeveye sahiptir. Dolayısıyla, metnin son kısımlarında Umur Bey’in vefatının anlatımında kullanılan, menâkıbnâme türüne işaret eden birtakım rüya motifleri göz ardı edilirse, eser tipik bir menâkıbnâmeden ziyade bir tarih kitabı sayılabilir. Özetle Umur Paşa Destânı üzerinden bir tarihçinin elindeki tarihî bir metinden ne tür bilgiler çıkarabileceğine dair yöntemlerin sunulduğu ve alt satır okumalarının tarihî metinlerin doğru anlamlandırılmasındaki önemine dikkat çekildiği toplantı, soru-cevap faslı ile son buldu.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir