Felsefe İran Siyasetini Nasıl Etkiliyor?(How Philosophy May Influence Iranian Politics?)

Paylaş:

KAM’ın kasım ayındaki misafirlerinden biri, eğitim hayatı fizikten bilim felsefesine ve siyaset teorisine uzanan ve hâlihazırda İstanbul Şehir Üniversitesi Modern Türkiye Çalışmaları Merkezi’nde araştırmacı olarak görev yapan Dr. Meysam Badamchi’ydi. Badamchi Martin Heidegger’den Karl Popper’a ve Jürgen Habermas’a kadar Batılı filozofların İranlı entelektüelleri ve dolayısıyla İran siyasetini nasıl etkilediğini konu alan bir sunum gerçekleştirdi. Devrim sonrası İran’da felsefe ile siyaset arasındaki etkileşimi ve İranlı düşünürlerin gösterdikleri tepkileri ele aldı. Argümanını devrim sonrası İran’da felsefi bir canlanma yaşandığı, bunun özellikle siyaset ve din felsefesinde kendini gösterdiği iddiasına dayandıran Badamchi’ye göre, 1979 İran İslâm Devrimi İranlı entelektüeller için ciddi meydan okumalar içermekteydi. İslâm hukukunun modern toplumsal ve bilimsel meydan okumalarla baş edip edemeyeceği tartışması alevlenmişti.

Badamchi öncelikle İran’da Heidegger etkisini değerlendirdi. Buna göre, Heidegger’i İranlılarla buluşturan kişi Henry Corbin’dir. Tahran Üniversitesi’nde dersler veren Corbin, Seyyid Hüseyin Nasr gibi İranlı entelektüelleri etkiler ve ardından Corbin’e rağmen söz konusu entelektüeller kendi orijinal Heidegger yorumlarını geliştirirler.

İran’daki “siyasal İslâm” düşüncesi sadece İslâmî kaynaklardan beslenmez, Aydınlanma karşıtı Batı düşüncesinden de etkilenir. Badamchi’nin ifadesiyle, Heidegger’in devrim öncesi ve sonrasındaki rolü bu yüzden farklılık arz eder. İranlı entelektüeller Heidegger’in düşüncelerini ve Batı düşüncesine getirdiği eleştiriyi büyüleyici bulurlar. Öyle ki, Heidegger’in düşüncelerinin yerli bir milliyetçilik için uygun olduğunu düşünürler.

Badamchi’ye göre, Corbin’in öğrencisi olan Ahmed Ferdid’in Hikmet-i Ünsî şeklinde isimlendirdiği felsefesini yerelleştirilmiş, İslâmlaştırılmış ve/veya İranlılaştırılmış bir Heidegger yorumu olarak düşünmek mümkün. Heidegger’in felsefesinde Asya yoktur; Avrupa merkezcidir ve odak noktasında da Almanya bulunur. Badamchi’ye göre, Heidegger’in terminolojisi ile kendi terimleri arasında ilişki kuran Ferdid, bu felsefeyi Asya’ya uygular ve Almanya’nın yerine de İran’ı koyar. Ferdid, Batı felsefesinin özsel olandan uzağa doğru bir merkezkaç hareketi olduğunu düşünür. Ferdid’in bu görüşü radikal İslâmî grupları ve din adamlarını etkiler. Ferdid’e göre, Batı’dan vazgeçmek önemlidir; çünkü Batı ontolojik bir düşüşün içine girmiştir. Badamchi’ye göre Ferdid, nihilizmin tuzağına düşen Batı’nın yerine Doğu’yu koyar.

Ferdid’in öğrencilerinden Rıza Daveri, onun terminolojisini alıp siyasetin ve din adamlarının söylemine yerleştirir. Daveri, Fârâbî okuması yaparak Platonik felsefeden velayet-i fakih makamını meşrulaştırmak için argümanlar geliştirir. Bunun yanı sıra din ve devlet ayrımına dayanması nedeniyle Batılı bir demokrasiyi de reddeder. “Erdemli şehir” ona göre, velayet-i fakih ekseni etrafında kurulduğu sürece mümkündür.

Abdülkerim Süruş’un yayınları sayesinde Karl Popper’ın İranlı mütedeyyin entelektüeller üzerinde oldukça etkili olduğunu belirten Badamchi’ye göre, İslâmcılar Heidegger’in, mütedeyyin entelektüeller ise Popper’ın arkasına sığınırlar. Süruş, Popper’dan Marksizmi eleştirmek için istifade eder. Mevlânâ ve Hâfız uzmanı da olan Süruş, Popper ve Max Weber’in düşüncelerini Mevlânâ’nın düşünceleri ile mezceder. Badamchi’ye göre, Süruş argümanının siyasetle arasındaki boşluğu göremez. 2000’li yıllara gelindiğinde, her ne kadar yanlış da olsa, onun ve çevresinin fikirleri entelektüelleri, mütedeyyinleri, demokratları ve daha pek çoklarını etkiler.

Süruş, şeriatın teorik genişlemesi ve daralması şeklinde ifade edilen teorisinde, verili bir şeyin anlamı hakkındaki tartışmaların meydan okumasına cevap aramaktaydı. Badamchi, bu dönemde “geleneksel içtihada” karşı “dinamik içtihat” tartışmasının yapıldığını, İslâm devletinin ihtiyaçlarına klasik içtihadın cevap verememesi nedeniyle dinamik bir fıkıh arayışının olduğunu ifade etti. Bu tartışma içerisinde modern epistemolojiyi kullanan Süruş, “din”in sabit, “dinî bilgi”nin ise dalgalı olduğunu ifade etmekteydi. Buna göre, dinî bilgi ile felsefe ve sosyal bilimler arasında bir etkileşim bulunur; bu yüzden biri değiştiğinde diğeri de değişir.

Süruş’a göre, dinî bilgi yanlışlanabilir ve beşeridir, ayrıca tedrici olarak evirilir. Süruş’a yöneltilen eleştiriler arasında bu değişimin boyutu ve süresindeki belirsizlik ön plana çıkar. Badamchi’ye göre Süruş’un teorisi, din söz konusu olduğunda âkil insanların niçin birbirleriyle anlaşamadıkları üzerinedir. Böylece Süruş, liberal teorisyenler için önemli olan çoğulculuğu teorileştirir.

Badamchi’ye göre, Habermas İranlıları daha az etkiler. Habermas’ın diğer iki isim kadar orijinal bir düşünceye sahip olmaması bunun bir nedenidir. İkincil kaynaklar üzerinden İran’ı etkileyen Habermas, 2002 yılında geldiği İran’da İranlı entelektüellerle buluşur. İranlı entelektüeller Habermas’ı “pragmatist bir filozof” olarak nitelendirirler; çünkü Habermas’ın teorisi parçalara bölünebilmekte ve pragmatik amaçlar için kullanılabilmektedir. Badamchi’nin bu şekilde özetleyebileceğimiz sunumu, konuklardan gelen sorularla devam etti.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir